ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik "azami baskı" politikası, stratejik bir çıkmaza girmiş durumda. Ekonomik yaptırımlar, askeri tehditler ve diplomatik izolasyon çabalarına rağmen Tahran yönetimi geri adım atmıyor; aksine nükleer programını genişletiyor ve bölgesel etkisini koruyor. Uzmanlar, mevcut stratejinin hedeflerine ulaşmadığını ve ABD'nin Orta Doğu'daki konumunu zayıflattığını belirtiyor.
Azami Baskının Kökenleri ve Uygulanışı
Trump yönetimi, 2018'de İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı olarak çekildikten sonra, İran ekonomisini felç etmeyi amaçlayan bir dizi yaptırım başlattı. Petrol ihracatını sıfıra indirme, bankacılık sektörünü hedef alma ve İran Devrim Muhafızları'nı terör örgütü ilan etme gibi adımlar atıldı. Ancak bu politikalar, İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmadı; aksine uranyum zenginleştirme oranını %60'a kadar çıkarmasına ve IAEA ile işbirliğini askıya almasına yol açtı.
2020'de Kasım Süleymani'nin öldürülmesi gibi askeri operasyonlar da caydırıcılık sağlamadı. İran, Irak ve Suriye'deki vekil güçleri aracılığıyla ABD üslerine saldırılar düzenledi ve Hürmüz Boğazı'nda tanker krizleri yarattı. Diplomatik kanallar ise tıkandı: Trump yönetimi, İran'la müzakere masasına oturmayı reddederken, Tahran da "azami direniş" stratejisiyle karşılık verdi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'nin İran politikasındaki başarısızlık, Orta Doğu'da güç dengelerini sarstı. Rusya ve Çin, İran'la enerji ve askeri işbirliğini derinleştirerek ABD yaptırımlarını deldi. Avrupa ülkeleri, İran'la ticaret için INSTEX benzeri mekanizmalar geliştirmeye çalışsa da etkisiz kaldı. İsrail ve Suudi Arabistan gibi ABD müttefikleri, Washington'ın Tahran'a karşı yeterince sert olmadığını savunuyor; ancak gerçek şu ki, azami baskı İran'ı izole etmek yerine bölgesel bir krize sürükledi.
Uzmanlara göre, İran'ın nükleer eşiğe yaklaşması, yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelerin de nükleer kapasite arayışına girebileceği konuşuluyor. Ayrıca, ABD'nin tek taraflı yaptırımları, küresel enerji piyasalarında istikrarsızlığa yol açarak petrol fiyatlarını dalgalandırdı.
Diplomasiye dönüş çağrıları artıyor. Birçok analist, azami baskının yerini alacak çok taraflı ve kademeli bir yaklaşımın daha etkili olacağını savunuyor. Ancak Trump yönetiminin seçim sonrası dönemde politikasını değiştirip değiştirmeyeceği belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik azami baskı politikasının çıkmaza girmesi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, İran ile ticari ve enerji bağlarını sürdürmek istiyor; ancak ABD yaptırımlarına uymadığı için yaptırım tehdidiyle karşı karşıya. Öte yandan, İran'ın nükleer kapasitesinin artması, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirerek Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir. Ankara, denge politikası izleyerek hem İran'la ilişkilerini korumak hem de ABD ile gerilimi yönetmek zorunda. Uzun vadede, diplomatik çözüm arayışları Türkiye'nin bölgesel rolünü güçlendirebilir.