İran'ın desteklediği Husiler, Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırarak Orta Doğu'daki savaşların yapısını kökten değiştirdi. Yemen'den başlayarak Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne uzanan bu hamle, yalnızca bölgesel bir çatışma değil, küresel ticaret yollarını tehdit eden stratejik bir kırılma noktası haline geldi. Husiler, İsrail'e bağlı gemileri hedef aldıklarını iddia ederek uluslararası deniz taşımacılığını felç etti; ancak etkileri çok daha geniş bir alana yayıldı.
Arka Plan: Husilerin Yükselişi ve İran'ın Rolü
Husiler (Ensarullah), Yemen'de 2014'ten bu yana başkent Sanaa dahil geniş bir bölgeyi kontrol ediyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun yıllardır süren müdahalesine rağmen askeri olarak güçlenen grup, İran'dan aldığı destekle balistik füze, insansız hava aracı ve deniz mayını kapasitesini artırdı. İran, Husileri "direniş ekseni"nin bir parçası olarak görüyor ve bu yapı üzerinden İsrail'e, ABD'ye ve Suudi Arabistan'a karşı baskı oluşturuyor.
Ekim 2023'te Gazze'deki savaşın başlamasının ardından Husiler, İsrail'e yönelik saldırılarını artırdı. Kasım 2023'ten itibaren Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı olduğunu iddia ettikleri gemilere yönelik saldırılar düzenlediler. Bu saldırılar, küresel deniz ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği Bab el-Mendeb Boğazı'nda büyük bir güvenlik krizi yarattı. Birçok deniz taşımacılığı şirketi rotasını Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı; bu da nakliye sürelerini ve maliyetlerini ciddi şekilde artırdı.
ABD ve Birleşik Krallık, Husilerin saldırılarını durdurmak için ocak 2024'ten itibaren Yemen'deki hedeflere hava saldırıları düzenledi. Ancak bu saldırılar Husilerin kapasitesini tamamen yok edemedi ve grup saldırılarına devam etti. İran ise doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçınarak vekil güçler üzerinden "ikinci cephe" stratejisini sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin Kızıldeniz'deki eylemleri, Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. İran, Husiler aracılığıyla hem Suudi Arabistan'ı güney sınırından tehdit ediyor hem de küresel enerji arzını ve ticaret yollarını baskılayarak Batı'ya karşı elini güçlendiriyor. Kızıldeniz, Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz yolu; buradaki istikrarsızlık, küresel enflasyon ve enerji fiyatları üzerinde doğrudan etkili.
ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İsrail'in Gazze'deki operasyonları, İran'ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü "çevreleme" stratejisini daha da görünür kıldı. Lübnan'daki Hizbullah, Irak'taki Şii milisler ve Suriye'deki İran destekli gruplar da bu eksenin parçaları. Husilerin başarısı, İran'ın bu vekil ağını ne kadar etkili kullanabildiğini gösteriyor.
Öte yandan, Husilerin saldırıları yalnızca İsrail ve Batı'yı değil, bölge ülkelerini de vuruyor. Mısır, Süveyş Kanalı gelirlerinde büyük düşüş yaşıyor; Ürdün ve Suudi Arabistan limanları risk altında. Bu durum, bölgesel aktörleri İran'a karşı daha sert önlemler almaya itebilir. Ancak Suudi Arabistan, İran ile 2023'te imzaladığı normalleşme anlaşmasını bozmak istemiyor; bu da Riyad'ın elini zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin dış ticareti ve enerji güvenliği için doğrudan risk oluşturuyor. Türk ihracatının önemli bir kısmı Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden Körfez ve Asya'ya ulaşıyor; artan navlun maliyetleri ve sigorta primleri Türk ekonomisine ek yük getiriyor. Ayrıca Türkiye, bölgesel istikrarın bozulmasından en çok etkilenecek ülkelerden biri. İran'ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü strateji, Türkiye'nin Orta Doğu'da yürüttüğü denge politikasını zorlaştırıyor. Ankara'nın hem İran'la hem de Suudi Arabistan'la ilişkilerini koruma çabası, Husilerin saldırıları ve ABD-İngiltere müdahalesi karşısında daha da karmaşık hale geliyor. Türkiye, enerji arz güvenliği ve ticaret yollarının korunması için bölgesel diyalog mekanizmalarında daha aktif rol almalı.