ABD ve müttefiklerinin haftalarca süren yoğun hava bombardımanı, İran'ın yeraltına inşa ettiği füze şehirlerini yok etmeye yetmedi. Uydu görüntüleri ve saha istihbaratı, Tahran'ın balistik füze altyapısının büyük ölçüde sağlam kaldığını ve ateş gücünün geçici olarak bastırıldığını gösteriyor. İran Devrim Muhafızları'nın dağlık bölgelerdeki tünellerde konuşlandırdığı “Hazar”, “Şehab”, “Kadr” ve “Hürmüz” sınıfı füzeler, nokta atışı saldırılara rağmen faaliyete devam ediyor.
Yeraltındaki füze ordusu: Teknik altyapı ve stratejik mantık
İran’ın füze programı, 1980’lerdeki İran-Irak savaşının ardından başlatıldı. O dönemde yaşanan hava üstünlüğü kaybı, Tahran’ı caydırıcılık için balistik füzelere yöneltti. Bugün ise İran, Orta Doğu’nun en büyük ve en çeşitli füze cephaneliğine sahip. ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’na göre İran, 3 binden fazla balistik füzeyi yeraltı silolarında depoluyor. Bu silolar genellikle Zagros Dağları'nın derin vadilerinde, 500 metreyi bulan derinliklerde yer alıyor. Betonarme giriş tünelleri, çelik kapılar ve hareketli fırlatma rampaları sayesinde füzelere ulaşmak neredeyse imkânsız hale getirilmiş durumda.
ABD’nin son bombardımanında hedeflenen yerler arasında Kirmanşah, Huzistan ve İsfahan’daki füze üsleri yer aldı. Ancak uydu görüntüleri, bu üslerin yalnızca yüzey yapılarının hasar gördüğünü, yer altı tünellerinin ise faal olduğunu ortaya koyuyor. İranlı yetkililer, saldırıların ardından yaptıkları açıklamada “füze şehirleri” kavramına vurgu yaparak “herhangi bir saldırganın caydırıcılık duvarına çarpacağını” söyledi. ABD’li askeri analistler ise bu tür bir yeraltı altyapısının tamamen yok edilmesinin ancak nükleer silah veya büyük çaplı kara harekâtı ile mümkün olduğunu belirtiyor. Bu durum, askeri seçenekleri ciddi biçimde sınırlıyor.
Bölgesel denklem: İsrail ve Körfez güvenliği
İran’ın füze gücü yalnızca ABD için değil, bölgesel rakipleri Suudi Arabistan ve İsrail için de doğrudan bir tehdit oluşturuyor. İsrail, İran’ın nükleer programıyla birlikte füze kapasitesini de “varoluşsal tehdit” olarak tanımlıyor. Tel Aviv, İran’ın Suriye ve Lübnan’daki vekil güçleri vasıtasıyla İsrail topraklarını hedef alan hassas güdümlü füzeler geliştirmesinden endişe ediyor. Suudi Arabistan ise 2019’da Aramco tesislerine yapılan insansız hava aracı ve füze saldırısının ardından İran’ın uzun menzilli vuruş kabiliyetini yakından izliyor.
Yeraltı füze şehirlerinin varlığı, bölgedeki askeri dengeleri değiştiriyor. Tahran, bu altyapı sayesinde ilk darbe felcini atlatabiliyor ve karşı saldırı yeteneğini koruyabiliyor. Bu da ABD ve İsrail’in “önleyici saldırı” stratejilerini zora sokuyor. Öte yandan İran’ın füze programı, nükleer müzakerelerde de bir pazarlık kozu olarak kullanılıyor. Batılı diplomatlar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılmasını nükleer anlaşmanın olmazsa olmazı olarak görüyor. Ancak Tahran, füze programını “savunma amaçlı” ilan ederek herhangi bir kısıtlamayı reddediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’ın yeraltı füze şehirleri Türkiye için hem fırsat hem de tehdit barındırıyor. Ankara, İran’ın füze kapasitesinin zayıflaması durumunda bölgede bir güç boşluğu oluşmasından ve bunun terör örgütleri veya diğer devlet dışı aktörler tarafından doldurulmasından endişe ediyor. Öte yandan İran’ın artan caydırıcılık gücü, Türkiye’nin de içinde olduğu bazı bölgesel güvenlik hesaplarını etkiliyor. İran’ın füze teknolojisi, Türkiye’nin kendi savunma sanayii hamleleri (örneğin uzun menzilli hava savunma ve balistik füze programları) için bir referans noktası oluşturuyor. Ayrıca, ABD-İran geriliminin tırmanması halinde Kerkük-Yumurtalık petrol hattı, Basra Körfezi'ndeki deniz ticareti ve Türkiye üzerinden geçen enerji koridorları doğrudan etkilenebilir. Bu nedenle Ankara, Tahran’ın füze gücünün tamamen yok edilmesini değil, kontrol altına alınmasını tercih ediyor.