İran'ın bölge genelinde uyguladığı baskı politikaları, Körfez ülkeleriyle son dönemde yakaladığı yakınlaşma sürecini giderek daha fazla zorluyor. Tahran'ın vekil güçler, füze programı ve deniz yollarındaki müdahaleler üzerinden kurduğu kaldıraç, beklenen ekonomik ve diplomatik faydayı sağlamak bir yana, bölgesel izolasyonu derinleştirme riski taşıyor.
Yakınlaşmanın Arka Planı
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez ülkeleri, 2019'dan bu yana İran ile ilişkilerini onarma çabası içinde. Bu süreç, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) ardından ABD yaptırımlarının yeniden devreye girmesi ve 2019'da Suudi petrol tesislerine yapılan saldırıların ardından başladı. 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında imzalanan anlaşma, diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi için bir dönüm noktası oldu. BAE de 2022'de Tahran ile ticari ve güvenlik diyalogunu canlandırdı.
Ancak İran'ın bölgedeki vekil ağını genişletmesi, Lübnan'daki Hizbullah, Irak'taki Haşdi Şabi, Yemen'deki Husiler ve Suriye'deki rejim yanlısı milisler aracılığıyla nüfuzunu koruması, Körfez başkentlerinde rahatsızlık yaratıyor. Özellikle Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları ve İran'ın nükleer programını ilerletmesi, yakınlaşmanın sınırlarını gözler önüne seriyor.
İran yönetimi, bu kaldıraç sayesinde ABD ve İsrail'e karşı caydırıcılık sağladığını ve Körfez ülkeleriyle eşit şartlarda müzakere edebildiğini düşünüyor. Fakat son aylarda Riyad ve Abu Dabi, Tahran'a yönelik eleştirilerini artırdı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2024'te yaptığı açıklamada, İran'ın bölgesel müdahalelerinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. BAE ise ekonomik ilişkileri sürdürürken güvenlik endişelerini diplomatik kanallarda dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın kaldıraç stratejisi, yalnızca Körfez'i değil, geniş Ortadoğu ve küresel enerji güvenliğini de etkiliyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik, dünya petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği bu kritik su yolunda kesintilere yol açabilir. 2024 başında İran'ın bir İngiliz tankerine el koyması, uluslararası deniz ticaretini tehdit etti. Ayrıca İran'ın Rusya ve Çin ile derinleşen askeri ve ekonomik işbirliği, ABD'nin bölgedeki müttefiklerini zorluyor. Washington, Körfez ülkelerine İran ile yakınlaşmanın yaptırımları delmek anlamına gelebileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir askeri müdahaleyi tartışıyor; bu durumda Körfez ülkeleri hava sahalarını kullanma konusunda isteksiz davranıyor.
İran'ın kaldıraç maliyeti, ekonomik göstergelere de yansıyor. Petrol ihracatı yaptırımlar nedeniyle günlük 1 milyon varilin altına düşerken, Körfez ülkeleriyle ticaret hacmi beklenenin altında. Tahran, yatırım ve turizm geliri elde etmek için Körfez sermayesine ihtiyaç duyuyor; ancak güvenlik endişeleri bu akışı kısıtlıyor. Uzmanlar, İran'ın kaldıraç politikasını sürdürmesinin uzun vadede bölgesel izolasyonu artıracağını ve yakınlaşma sürecini sekteye uğratacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile Körfez ülkeleri arasındaki gerilimden doğrudan etkileniyor. Enerji ithalatında İran'a bağımlı olan Türkiye, aynı zamanda Körfez sermayesini çekmeyi hedefliyor. İran'ın baskı politikaları, Türkiye'nin bölgesel denge politikasını zorlaştırıyor; Ankara, hem Tahran hem de Riyad ile iyi ilişkileri sürdürmeye çalışıyor. Olası bir Körfez krizi, Türkiye'nin enerji güvenliğini ve ticaret yollarını riske atabilir. Ayrıca İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını etkiliyor. Ankara'nın diplomatik arabuluculuk rolü, bu denklemi yönetmede kritik önem taşıyor.