İran yönetimi, nihai bir nükleer anlaşmaya yönelik müzakerelerin başlayabilmesi için Lübnan'da düşmanlıkların sona ermesini ve ABD tarafından dondurulan İran fonlarının serbest bırakılmasını ön koşul olarak belirledi. Bu açıklama, Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'nin Washington'da ABD'li üst düzey elçilerle bir araya gelmesinin hemen ardından geldi. Görüşmede, İran'ın nükleer programı ve bölgesel gerilimlerin azaltılması ele alındı. Tahran yönetimi, Batı ile yürütülen müzakerelerde elini güçlendirmek için bu iki talebi masaya koyarken, uluslararası toplumun tepkisi merakla bekleniyor.
Diplomasi trafiği ve Katar'ın arabulucu rolü
Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve diğer üst düzey Amerikalı diplomatlarla Washington'da bir araya geldi. Görüşmede, İran'ın nükleer müzakerelerdeki tutumu, Lübnan'daki Hizbullah-İsrail çatışmaları ve bölgesel istikrar masaya yatırıldı. Katar, son yıllarda ABD ile İran arasında arabuluculuk yaparak önemli bir diplomatik rol üstleniyor. Özellikle 2023'teki mahkum takası ve dondurulan İran varlıklarının serbest bırakılması sürecinde Katar'ın oynadığı rol, bugünkü görüşmelerin zeminini hazırladı.
Tahran yönetimi ise, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları hafifletmesi ve dondurulan varlıklarının iadesi konusunda somut adım atmaması durumunda müzakere masasına oturmayacağını net bir dille ifade ediyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı açıklamada, "Lübnan'da ateşkes sağlanmadan ve ABD, İran'a ait dondurulan fonları serbest bırakmadan nihai anlaşma müzakerelerine başlamayı düşünmüyoruz" dedi. Bu açıklama, İran'ın müzakereleri bölgesel gelişmelerle ilişkilendirme stratejisini ortaya koyuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Nükleer müzakerelerin geleceği
İran'ın bu tutumu, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) yeniden canlandırılması çabalarını doğrudan etkiliyor. ABD, 2018'de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş ve yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Biden yönetimi anlaşmaya geri dönmek istese de, İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırması ve uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkarması müzakereleri tıkamış durumda. İran'ın yeni ön koşulları, ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından "müzakereleri geciktirme taktiği" olarak yorumlanıyor.
Öte yandan, Lübnan'da Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların tırmanması, bölgesel dengeleri altüst ediyor. İran'ın Hizbullah'a verdiği destek bilinen bir gerçek. Tahran'ın Lübnan'daki ateşkesi nükleer müzakerelere bağlaması, aslında iki dosyayı birbirine eklemleyerek ABD üzerinde baskı kurmayı hedefliyor. Uzmanlara göre, İran bu sayede hem nükleer programındaki kazanımlarını korumak hem de bölgesel nüfuzunu sürdürmek istiyor. Ancak bu strateji, Batılı ülkeler nezdinde inandırıcılığını yitirmesine neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD arasındaki bu gerilim, Türkiye'nin yakından takip ettiği bir gelişme. Türkiye, hem enerji tedariki hem de komşuluk ilişkileri açısından İran'la istikrarlı bir diyaloğu önemsiyor. Nükleer müzakerelerin tıkanması, bölgede yeni bir kriz dalgası yaratabilir; bu da Türkiye'nin güvenliğini ve komşularıyla ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Ayrıca İran'ın dondurulan fonlarının serbest bırakılması, tahıl koridoru ve enerji ticareti gibi alanlarda Türkiye'nin arabuluculuk rolünü öne çıkarabilir. Ankara, bu süreçte hem ABD hem de İran'la dengeli bir politika izleyerek bölgesel istikrarın korunmasına katkı sunmayı hedefliyor.