İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ve Tahran yönetimi tarafından belirlenen onaylı rotalara uymayan gemilere karşı ‘sert bir müdahalede’ bulunacağını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, boğazın güvenliği ve trafik düzeninin sağlanması amacıyla belirlenen deniz koridorlarına uyulmasının zorunlu olduğu vurgulandı. Açıklamada, bu kurallara uymayan gemilerin ‘uyarılacağı ve gerekirse kuvvet kullanılacağı’ ifade edildi. İran’ın bu hamlesi, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik su yolunda yeni bir gerilim dalgasına işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan ve küresel petrol ticaretinin can damarı olarak kabul edilen dar bir geçittir. İran, yıllardır boğazın kontrolünü elinde tutmakta ve zaman zaman uluslararası gemilere yönelik tehditler savurmaktadır. Son olarak, İran’ın nükleer programı nedeniyle uygulanan yaptırımların artması ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesi, Tahran’ın elini güçlendirmek için bu tür caydırıcı hamlelere yönelmesine neden oluyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, düzenlediği basın toplantısında, ‘Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin bizim için kırmızı çizgi olduğunu ve ulusal çıkarlarımızı korumak için her türlü önlemi alacağımızı’ belirtti. Kenani, sivil gemilerin güvenliğini tehlikeye atmadan, yalnızca kurallara uymayanlara müdahale edileceğini söylese de, bu açıklamalar uluslararası denizcilik çevrelerinde endişeyle karşılandı.
İran, geçmişte de benzer tehditlerde bulunmuş ve zaman zaman yabancı gemilere el koyma veya durdurma eylemleri gerçekleştirmişti. 2019 yılında İngiliz bayraklı bir tankere el konulması, tırmanan gerilimin en somut örneklerinden biri olarak hatırlanıyor. O dönemde, İran’ın bu eylemine karşılık olarak ABD ve müttefikleri, bölgede deniz güvenliğini sağlamak için ortak bir görev gücü oluşturmuştu. Şimdi ise benzer bir krizin yeniden patlak vermesi ihtimali, uluslararası toplumu alarma geçirmiş durumda.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı’ndaki bu yeni tehdit, sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de yankı uyandırdı. Petrol piyasaları, arz kesintisi endişesiyle hareketlenirken, Brent petrolün varil fiyatı kısa sürede yüzde 2’nin üzerinde yükseldi. Analistler, İran’ın bu tür bir hamlesinin, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılarıyla birleştiğinde, küresel tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, kendi petrol ihracatlarının büyük kısmını bu boğaz üzerinden gerçekleştirdiği için İran’ın tehdidinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Her iki ülke de, boğaz güvenliğinin uluslararası bir sorumluluk olduğunu ve tek bir ülkenin inisiyatifine bırakılamayacağını vurgulayan açıklamalar yaptı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, ‘İran’ın söylemleri endişe verici; Hürmüz Boğazı’ndan serbest geçiş hakkı uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmıştır. Washington, bu hakkı korumak için müttefikleriyle birlikte hareket etmeye hazırdır.’ ifadelerini kullandı. ABD’nin Bahreyn’deki Beşinci Filosu da, bölgedeki deniz devriyelerini artırdığını ve durumu yakından takip ettiğini bildirdi. Rusya ise, tansiyonun düşürülmesi çağrısında bulunurken, Çin, enerji güvenliğinin sağlanması için diyaloğun önemine vurgu yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı, Türkiye’nin enerji ithalatı için kritik bir geçiş noktası olmasa da, küresel petrol fiyatlarının artması Türkiye ekonomisini doğrudan etkilemektedir. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının önemli bir kısmını ithal ettiği için, boğazda yaşanacak bir kriz enerji maliyetlerini yukarı çekecek ve cari açığı artıracaktır. Ayrıca, İran ile Türkiye arasında son dönemde gelişen ticari ilişkiler ve enerji iş birliği düşünüldüğünde, Tahran’ın bu tür agresif adımları ikili ilişkileri de olumsuz etkileyebilir. Türkiye’nin, hem İran’la diyaloğu sürdüren hem de Batı ittifakı içindeki konumunu koruyan dengeli bir politika izlemesi beklenmektedir. Bölgede tansiyonun yükselmesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji arayışlarını da daha anlamlı kılmaktadır.