İran yönetimi, ABD’yi 2015 tarihli nükleer anlaşmanın barışçıl amaçlarını “açık bir şekilde ihlal etmekle” suçladı. Tahran, Washington’un anlaşma kapsamındaki taahhütlerine uymadığını ve bu durumun bölgesel istikrarı tehdit ettiğini öne sürdü. İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, ABD’nin nükleer anlaşma sonrası uygulamaya koyduğu yaptırımların anlaşmanın ruhuna ve lafzına aykırı olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin ardından diğer tarafların da yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği ifade edildi. İran, bu ihlallerin anlaşmanın temelini oluşturan güven ve iş birliği ortamını zedelediğini belirtti. Tahran yönetimi, uluslararası topluma anlaşmayı koruma çağrısı yaparken, ABD’nin tutumunun Orta Doğu’da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulundu.
Nükleer anlaşmanın arka planı ve ABD’nin çekilmesi
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), İran’ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Anlaşma, İran, ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya arasında imzalanmıştı. Ancak 2018 yılında dönemin ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın yetersiz olduğunu savunarak tek taraflı olarak çekildi ve İran’a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koydu. Trump yönetimi, anlaşmanın İran’ın balistik füze programını ve bölgesel faaliyetlerini kapsamadığını eleştirmişti. Biden yönetimi ise anlaşmaya yeniden katılmak için müzakerelere başlasa da, şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilemedi. İran, ABD’nin anlaşmaya dönmesi ve yaptırımları kaldırması koşuluyla nükleer programındaki taahhütlerine geri dönebileceğini belirtiyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik, müzakereleri çıkmaza sokmuş durumda.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran’ın suçlamaları, Orta Doğu’daki dengeleri yeniden şekillendirebilecek kritik bir dönemde geldi. Tahran yönetimi, son yıllarda uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak anlaşma öncesi seviyelerin üzerine çıkardı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran’ın yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiğini doğruladı. Bu oran, nükleer silah üretimi için gereken yüzde 90 seviyesine oldukça yakın. ABD ve Avrupa ülkeleri, İran’ın nükleer programında hızlı bir ilerleme kaydettiğini belirterek endişelerini dile getiriyor. İsrail ise İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası askeri operasyonları gündeminde tutuyor. Bu durum, Orta Doğu’da geniş çaplı bir çatışma riskini artırıyor. Öte yandan, Çin ve Rusya, ABD’nin anlaşmadan çekilmesini eleştirirken, Tahran’a diplomatik destek sağlıyor. İran’ın suçlamaları, uluslararası toplumun nükleer anlaşmanın geleceğine ilişkin tartışmalarını da alevlendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’ın nükleer anlaşması ve ABD ile yaşadığı gerilimlerde dengeli bir pozisyon izlemeye çalışıyor. Ankara, hem İran ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürmek hem de ABD ile ittifak bağlarını korumak arasında hassas bir denge kuruyor. Anlaşmanın çökmesi, Türkiye’yi iki açıdan etkileyebilir: Birincisi, bölgede artan gerilim ve olası bir askeri çatışma, Türkiye’nin güvenlik endişelerini artırabilir. İkincisi, İran’a yönelik yaptırımların sıkılaşması, Türkiye’nin İran ile doğalgaz ve ticaret hacmini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Tahran yönetiminin nükleer programını ilerletmesi, Türkiye’nin nükleer silahlanma yarışına ilişkin kaygılarını artırıyor. Bu bağlamda Türkiye, diplomatik çözüm çağrılarını sürdürerek taraflar arasında arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor.