İran ile Batılı güçler arasında nükleer anlaşmaya dönüş umutları yeniden yeşeriyor. Tahran yönetimi, uluslararası yaptırımların hafifletilmesi karşılığında uranyum zenginleştirme programını sınırlamaya yanaşırken, ABD ve Avrupa Birliği de diplomatik kanalları canlandırmak için adımlar atıyor. Bu gelişmeler, altı yıldır dondurulan 2015 Nükleer Anlaşma'nın (JCPOA) yeniden canlandırılabileceğine işaret ediyor. Ancak uzmanlar, taraflar arasındaki güven eksikliği ve bölgesel gerilimler nedeniyle sürecin kırılgan olduğunu vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı
2015 yılında imzalanan JCPOA, İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018'de ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlaması, İran'ı uranyum zenginleştirme oranını artırmaya itti. Tahran, bugün itibarıyla yüzde 60 seviyesine ulaşan zenginleştirme oranıyla silah sınıfı uranyuma (%90) yaklaşmış durumda. Bu durum, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından yakından izleniyor. Son aylarda İran'ın bazı UAEA denetimlerini kısıtlaması, endişeleri artırdı.
Diplomatik cephede ise Avrupa Birliği'nin arabuluculuğunda Viyana'da yürütülen müzakereler, ara verilmesine rağmen yeniden başlatılmaya çalışılıyor. İran'ın yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, bir yandan yaptırımların kalkmasını isterken diğer yandan nükleer kazanımlarından vazgeçmeye yanaşmıyor. ABD ise İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlaması karşılığında yaptırımları kademeli olarak kaldırmayı teklif ediyor. Taraflar arasındaki en büyük pürüz, İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetler.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın nükleer programı, sadece bir silahlanma sorunu değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun jeopolitik dengelerini belirleyen kritik bir unsur. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail, İran'ın nükleer silah sahibi olması halinde bölgede bir silahlanma yarışı başlayacağı uyarısında bulunuyor. İsrail Başbakanı Naftali Bennett, İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmak için askeri seçeneklerin masada olduğunu yinelerken, ABD Başkanı Joe Biden diplomasiye öncelik veriyor. Bu gerilim, küresel petrol fiyatlarını da etkiliyor; İran yaptırımlarının hafiflemesi halinde piyasaya ek arz girebileceği için fiyatların düşmesi bekleniyor.
Öte yandan, Çin ve Rusya, İran'la nükleer konuda iş birliğini sürdürerek Batı'nın baskılarına karşı Tahran'a destek veriyor. Moskova, UAEA'nın İran'a yönelik sert kararlarını bloke ederken, Pekin ise İran'dan petrol alımını artırmanın yollarını arıyor. Bu durum, ABD-Çin rekabetinin bir yansıması olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki barış süreci, Türkiye için doğrudan ve dolaylı etkiler barındırıyor. Öncelikle, İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir kalem olan İran doğalgaz ve petrolünün daha ucuz ve istikrarlı hale gelmesini sağlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Irak ve Suriye'de PKK/YPG'ye karşı yürüttüğü mücadelede İran'ın tutumu kritik önemde. Tahran'ın bölgedeki nüfuzu, Ankara'nın güvenlik çıkarlarıyla zaman zaman çatışıyor. Nükleer anlaşma sağlanırsa, İran'ın uluslararası sistemle bütünleşmesi, Türkiye'nin İran'la ticari ilişkilerini artırmasına da olanak tanıyabilir. Ancak İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması, Türkiye'yi de bir silahlanma yarışına itebilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözümü desteklerken kendi kırmızı çizgilerini de net bir şekilde belirlemiş durumda.