İran, Yemen'deki Husiler aracılığıyla Bab el-Mendeb Boğazı'nda artan bir etki alanı oluştururken, Suudi Arabistan ile yaşanan gerilimde stratejik hesaplarını yeniden gözden geçiriyor. Tahran'ın bölgedeki hamleleri, küresel ticaret yollarının güvenliği ve Suudi Arabistan'ın güney sınırları açısından kritik bir eşikte bulunuyor.
Stratejik hesapların arka planı
İran'ın Yemen politikası, Suudi Arabistan'ın 2015'ten bu yana sürdürdüğü askeri müdahale ve Husiler üzerindeki etkisiyle şekilleniyor. Bab el-Mendeb Boğazı, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birleştiren ve küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği stratejik bir geçiş noktası. Tahran, bu boğaz üzerinden Suudi Arabistan'a ve bölgesel rakiplerine karşı bir koz olarak kullanabileceği bir tehdit unsuru yaratmayı hedefliyor. Ancak İran'nın buradaki varlığı, aynı zamanda ABD ve İsrail'in bölgedeki çıkarlarıyla da çatışma potansiyeli taşıyor.
Suudi Arabistan ise Yemen'deki savaşın sona ermesi için Husilerle doğrudan görüşmeler yürütüyor. Riyad yönetimi, İran ile 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla varılan anlaşmanın ardından bölgesel gerilimi azaltma çabasında. Ancak İran'ın Yemen'deki askeri varlığını ve füze kapasitesini artırması, Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini körüklüyor. Uzmanlar, İran'ın Husiler aracılığıyla Bab el-Mendeb'de oluşturduğu tehdidin, Suudi Arabistan'ın ekonomik ve stratejik çıkarlarını doğrudan hedef aldığını belirtiyor.
İran'ın stratejik hesaplarında Yemen, Suriye ve Lübnan'daki müttefikleriyle birlikte bir 'direniş ekseni' oluşturmanın ötesinde, Suudi Arabistan'ı çevreleme ve bölgesel liderlik yarışında üstünlük sağlama amacı taşıyor. Ancak İran ekonomisinin uluslararası yaptırımlar nedeniyle zor durumda olması, Tahran'ın askeri ve siyasi taahhütlerini sürdürme kapasitesini sınırlıyor. Bu nedenle İran, Yemen'de doğrudan bir çatışmadan kaçınarak vekil güçler üzerinden etkisini korumaya çalışıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bab el-Mendeb Boğazı, sadece bölgesel değil küresel ticaret için de hayati önem taşıyor. Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin önemli bir kısmı bu rotayı kullanıyor. Husilerin 2023'ün sonlarından itibaren Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açtı ve birçok deniz taşımacılığı şirketi rotasını değiştirmek zorunda kaldı. Bu durum, İran'ın bölgedeki etkisinin küresel ekonomi üzerindeki yansımalarını gözler önüne seriyor.
Suudi Arabistan, İran'ın bu hamlelerine karşı ABD ve diğer bölgesel müttefikleriyle işbirliğini güçlendiriyor. Ancak ABD'nin bölgeden asker çekme eğilimi ve İran ile nükleer müzakerelerde yaşanan belirsizlik, Riyad'ın güvenlik hesaplarını karmaşıklaştırıyor. Suudi Arabistan, aynı zamanda ekonomik çeşitlendirme programı kapsamında Kızıldeniz kıyısındaki yatırımlarını artırmayı planlıyor; bu da bölgedeki istikrarın korunmasını daha da önemli kılıyor.
İran'nın Yemen ve Bab el-Mendeb'deki stratejik hesapları, yalnızca Suudi Arabistan ile sınırlı değil. Bölgede artan Çin ve Rusya etkisi, İran'a yeni manevra alanları yaratabilir. Çin'in Suudi Arabistan ve İran ile ilişkilerini dengeleme çabası, Tahran'ın elini güçlendirebilir. Ancak İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası baskılar ve ekonomik kısıtlamalar, uzun vadeli stratejik hedeflerine ulaşmasını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Bab el-Mendeb ve Kızıldeniz'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türk dış politikası açısından bu durum, bölgesel istikrarın korunması ve deniz ticaret yollarının güvenliği açısından kritik. Türkiye'nin Suudi Arabistan ve İran ile dengeli ilişkileri, olası bir gerilimde arabuluculuk rolü üstlenmesini sağlayabilir. Ayrıca Türk ekonomisi, Kızıldeniz'deki ticaret yollarının aksamasından olumsuz etkilenebilir; bu nedenle Ankara, bölgede istikrarın sağlanması için diplomatik çabalarını sürdürmeli. Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki artan etkisi ve liman yatırımları da bu bağlamda stratejik önem taşıyor.