WASHINGTON — ABD yönetiminin 23 Haziran Pazartesi günü İran'a yönelik yaptırımlarda 60 günlük bir erteleme kararı alması, Tahran yönetimine milyarlarca dolarlık bir nefes alma alanı sağlayacak. Ancak uzmanlar, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana örülen ve zamanla iç içe geçmiş bir hal alan yaptırım ağının tamamen çözülmesinin hukuki, siyasi ve ticari açıdan yıllar alabileceği uyarısında bulunuyor.
60 Günlük Erteleme: Bir Başlangıç mı, Geçici Bir Soluk mu?
ABD Hazine Bakanlığı'nın açıkladığı 60 günlük geçici muafiyet, İran'ın petrol ihracatı, bankacılık işlemleri ve bazı ticari faaliyetlerindeki kısıtlamaları hafifletiyor. Bu süre zarfında Tahran'ın, özellikle Çin ve Hindistan gibi büyük alıcılarına petrol satışını artırması, ayrıca dondurulmuş varlıklarına kısmen erişmesi bekleniyor. IMF tahminlerine göre, erteleme İran'a yaklaşık 10 ila 15 milyar dolar arasında ek gelir sağlayabilir. Ancak bu geçici rahatlama, 40 yılı aşkın süredir biriken yaptırım katmanlarının yalnızca yüzeysel bir kısmını kapsıyor. Yaptırımların temelinde, İran'ın nükleer programı, balistik füze geliştirmesi, insan hakları ihlalleri ve terör örgütlerine verdiği destek gibi birbiriyle bağlantılı birçok Amerikan yasası ve başkanlık kararnamesi bulunuyor. Bu düzenlemeler, İran'ın uluslararası finans sistemine entegrasyonunu, yabancı yatırım çekmesini ve teknoloji transferini neredeyse imkansız hale getirmiş durumda.
Anlaşmanın sağlanması halinde, ilk adımın Trump döneminde yeniden uygulamaya konan 'maksimum baskı' politikasının kaldırılması olması bekleniyor. Ancak bu bile, Kongre'de İran'a yönelik sert duruşuyla bilinen bazı Cumhuriyetçi ve hatta Demokrat üyelerin muhalefetiyle karşılaşabilir. Ayrıca, yaptırımların kaldırılması sürecinde İran'ın nükleer anlaşmanın şartlarına tam uyum sağlaması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimlerine izin vermesi kritik bir koşul olarak öne çıkıyor. UAEA'nın geçtiğimiz haftalarda yayımladığı raporda, İran'ın yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirmeye devam ettiği ve bazı tesislerdeki denetimleri kısıtladığı belirtilmişti. Bu durum, Batılı başkentlerde anlaşmaya yönelik şüpheleri artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar: İsrail ve Körfez Ülkeleri Tedirgin
Yaptırımların hafiflemesi, İran'ın bölgesel gücünü pekiştirmesi anlamına gelebilir. Tahran'ın Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah, Suriye'deki rejim ve Irak'taki Şii milisler aracılığıyla yürüttüğü vekalet savaşları, elde edeceği ek gelirle daha da güçlenecek. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın nükleer programının yanı sıra balistik füze kapasitesinden dolayı derin endişe duyuyor. İsrail ise bu gelişmeyi varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve İran'ın nükleer silah elde etmesine izin verilmeyeceğini yineleyen bir tutum sergiliyor. Öte yandan, Çin ve Rusya gibi ülkeler, yaptırımların hafiflemesini memnuniyetle karşılarken, bunu ABD'nin tek taraflı yaptırım politikalarının bir başarısızlığı olarak yorumluyor.
Küresel enerji piyasaları da gelişmeyi yakından takip ediyor. İran'ın petrol ihracatının artması, özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle yüksek seyreden enerji fiyatlarını aşağı çekebilir. Ancak analistler, İran'ın petrol üretimini hızlı bir şekilde artırmasının teknik zorluklar içerdiğini, zira yıllardır süren yatırım eksikliği nedeniyle altyapının yıprandığını belirtiyor. Ayrıca, küresel deniz ticaretinde sigorta ve navlun maliyetleri gibi faktörler de İran'ın piyasalara dönüşünü yavaşlatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için iki yönlü bir etki yaratabilir. Birincisi, İran'a uygulanan yaptırımların hafiflemesi, Ankara'nın Tahran'la olan ticari ilişkilerini canlandırabilir. Türkiye, İran'dan doğal gaz ve petrol ithal eden önemli bir ülke olarak, bu erteleme sayesinde enerji maliyetlerinde geçici bir düşüş görebilir. İkincisi, İran'ın artan bölgesel etkisi, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki çıkarlarıyla doğrudan çatışma riski taşıyor. Özellikle İran destekli grupların PKK/YPG ile mücadelede Türkiye'nin operasyon alanlarında varlık göstermesi, iki ülke arasında yeni gerginliklere yol açabilir. Türk dış politikası, bu denklemde yaptırımların tamamen kalkmasını desteklerken, aynı zamanda bölgesel güvenlik endişelerini de dengelemek zorunda kalacak.