İran İslam Cumhuriyeti'nin, rejim karşıtı protestoları ve muhalif sesleri bastırmak amacıyla vatandaşların SIM kartlarını, banka hesaplarını ve çevrimiçi platformlara erişimini keyfi olarak engellediği ortaya çıktı. Alman kamu yayıncısı DW'nin görüştüğü çok sayıda İranlı, eleştirel içerikleri silmeleri veya aktivist faaliyetlerini durdurma sözü vermeleri halinde dijital erişimlerinin yeniden açıldığını belirtti. Uygulama, İran'ın son yıllarda artan iç baskı politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Dijital Baskının Boyutları ve Mağdurların İfadeleri
DW Türkçe'nin ulaştığı bilgilere göre, İranlı yetkililer sistematik bir şekilde muhalif olduğu düşünülen kişilerin cep telefonu hatlarını devre dışı bırakıyor. Mağdurlar, hatlarının askıya alındığına dair herhangi bir resmi bildirim almadan, aniden iletişimden kesildiklerini ifade ediyor. SIM kartlarının bloke edilmesinin yanı sıra, banka kartları ve internet bankacılığı hesapları da donduruluyor; bu da kişilerin günlük yaşamını ve ekonomik faaliyetlerini doğrudan etkiliyor.
Görüşülen kişilerden biri, "Telefonumdaki bazı mesajları ve sosyal medya paylaşımlarımı silmemi, aksi takdirde hattımın açılmayacağını söylediler" dedi. Bir başka mağdur ise, "Aktivizmden vazgeçtiğime dair bir belge imzalamam istendi. Aksi halde ailemin de erişiminin kısıtlanacağını söylediler" ifadelerini kullandı. Bu uygulamalar, İran'ın 2022'de Mahsa Amini'nin ölümüyle başlayan protestolar sonrasında yoğunlaşan baskı ortamının bir uzantısı olarak görülüyor.
İranlı yetkililer, bu tür engellemeleri genellikle "ulusal güvenlik" gerekçesiyle savunuyor. Ancak uluslararası insan hakları örgütleri, uygulamanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ve ifade özgürlüğünü doğrudan ihlal ettiğini vurguluyor. Söz konusu yöntem, yalnızca fiziksel gözaltı ve cezaevi tehdidiyle değil, aynı zamanda dijital abluka yoluyla da muhalefetin sindirilmesini amaçlıyor.
İran'ın Dijital Sansür Stratejisi ve Küresel Bağlam
İran, dünyada internet erişimini en sıkı denetleyen ülkelerden biri olarak biliniyor. Ülkede Facebook, Twitter (X), YouTube ve Telegram gibi birçok küresel sosyal medya platformu yıllardır yasaklı. Ancak son dönemde uygulanan SIM kart blokajları, sansürün yeni bir aşamasına işaret ediyor: Artık rejim, yalnızca platformları değil, doğrudan bireylerin iletişim araçlarını hedef alıyor.
Bu taktik, İran'ın "dijital otoriterleşme" olarak tanımlanan yeni nesil baskı yöntemlerine yöneldiğini gösteriyor. Benzer uygulamalar, Çin'in Sincan bölgesinde ve Rusya'da da gözlemlenmişti. İran'da ise bu yöntem, sokak protestolarını organize eden aktivistleri, gazetecileri ve insan hakları savunucularını hedef alıyor. Uluslararası Af Örgütü'nün raporlarına göre, İran'da 2023 yılında en az 300 kişi sırf çevrimiçi paylaşımları nedeniyle gözaltına alındı veya yargılandı.
Dijital erişimin kesilmesi, mağdurların örgütlenme, bilgiye ulaşma ve seslerini duyurma kapasitesini yok ediyor. Aynı zamanda, ekonomik yaptırımlarla boğuşan İran halkı için banka hesaplarının dondurulması, geçim kaynaklarına doğrudan bir saldırı anlamına geliyor. Uzmanlar, bu politikaların rejimin kendi meşruiyetini koruma çabasından kaynaklandığını, ancak uzun vadede toplumsal öfkeyi daha da artırabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın muhalefeti susturmak için dijital erişimi keyfi olarak engellemesi, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve insan hakları politikaları açısından yakından takip etmesi gereken bir gelişmedir. Türkiye, İran ile ticari ve diplomatik ilişkilerini sürdürürken, komşusundaki otoriterleşme eğilimlerinin sınır güvenliği ve mülteci hareketleri üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmalıdır. Ayrıca, İran'da artan baskı, Türkiye'ye yönelik İranlı muhaliflerin ve mültecilerin sayısını artırabilir; bu da Türkiye'nin göç yönetimi ve güvenlik stratejileri için yeni zorluklar yaratabilir. Türkiye, bölgesel dengeleri gözeterek, insan hakları ihlallerine karşı diplomatik kanalları kullanmaya devam etmelidir. Öte yandan, benzer dijital baskı yöntemlerinin Türkiye'de de uygulanabileceği yönündeki endişeler, sivil toplum ve ifade özgürlüğü savunucuları tarafından dile getirilmektedir; bu nedenle Türkiye'nin kendi dijital haklar rejimini güçlendirmesi önemlidir.