Beyrut, 15 Haziran - ABD ile İran arasında varılan anlaşma, çatışma bölgelerinde silahların susmasını sağlasa da, üç aydan uzun süren savaşın ortaya çıkardığı güç dengesini değiştiremeyecek. Bölgesel uzmanlar, Tahran yönetiminin savaştan askeri ve siyasi açıdan nispeten bütün çıktığı konusunda hemfikir. İran’ın füze kapasitesi, milis ağları ve nükleer programa dair pazarlık gücü, savaş öncesine göre daha sağlam bir zemine oturmuş durumda. Öte yandan Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın artan etkisine karşı kendi savunma ve diplomasi stratejilerini hızla yeniden şekillendiriyor.
Çatışmanın arka planı ve Tahran’ın kazanımları
Ocak 2023’te başlayan ve bir noktada İran topraklarına kadar sıçrayan çatışmalar, İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine yönelik saldırılarıyla tetiklenmişti. Kısa sürede Hizbullah ve diğer vekil güçlerin dahil olmasıyla gerilim, bölgesel bir savaşa dönüştü. ABD’nin devreye girmesiyle haziran başında ateşkes sağlandı. Ancak savaşın sonuçları masada. İran, savaş boyunca balistik füzelerinin isabet oranını ve drone teknolojisindeki ilerlemesini dünyaya gösterdi. ABD istihbarat raporlarına göre İran, savaş öncesinde 3.000 civarında olan balistik füze stokunu savaş sırasında yeni üretimlerle artırdı. Ayrıca Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan’daki vekil güçleri aracılığıyla çatışmayı İsrail ve Suudi Arabistan sınırlarına taşımayı başardı.
Savaşın bir diğer önemli sonucu, İran’ın nükleer müzakerelerdeki elini güçlendirmesi oldu. Batılı diplomatlar, Tahran’ın savaş sırasında uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ara vermediğini ve %60 seviyesine kadar zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırdığını doğruladı. ABD ile yapılan anlaşma, İran’ın bu alandaki ilerlemesinin bir kısmını durdurmayı öngörse de, Tahran’ın avantajı devam ediyor.
Yeni bölgesel denklemde Körfez’in pozisyonu
Körfez ülkeleri, savaşın ardından diplomatik ve askeri dengelerde önemli değişimlere gidiyor. Suudi Arabistan, İran ile doğrudan bir çatışmanın bedelinin çok ağır olacağını gördü. Riyad yönetimi, Çin Arabuluculuğunda 2023’te İran ile varılan normalleşme anlaşmasının uygulanmasını hızlandırdı. Bu anlaşma kapsamında Suudi Arabistan, İran ile diplomatik ilişkilerini yeniden tesis etmiş, ancak savaş sırasında bu ilişkiler yine gerilmişti. Şimdi her iki taraf da yeni bir sayfa açma niyetinde. Öte yandan BAE, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tehditlerine karşı deniz güvenliğini artırmak için ABD ve Hindistan ile işbirliğini derinleştiriyor.
Katar ise kriz yönetimindeki arabulucu rolünü pekiştirdi. Doha’nın hem İran hem de ABD ile doğrudan bağlantıları, ateşkes müzakerelerinde kilit bir kanal olmasını sağladı. Katar’ın doğalgaz ihracatındaki kritik konumu sayesinde İran ile ortak enerji sahası geliştirme planları yeniden gündeme geldi. Bölgesel enerji pazarında istikrar arayışı, bu iki ülkeyi birbirine yaklaştıran faktörlerden yalnızca biri.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’ın savaştan güçlenerek çıkmasını doğrudan güvenlik endişesi olarak değerlendiriyor. Suriye ve Irak’ta İran destekli milislerle sahadaki rekabet derinleşirken, Ankara Tahran’ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesinin artmasını Kuzey Irak ve Suriye kuzeyindeki Türk askeri varlığına yönelik potansiyel bir tehdit olarak görüyor. Öte yandan, Türkiye’nin İran ile enerji ticareti ve doğalgaz alanındaki bağımlılığı, Ankara’yı Tahran’la ihtiyatlı bir denge politikasına itiyor. Yeni dönemde Türkiye’nin Katar ile yakın ilişkileri, Körfez’deki diplomatik pozisyonunu korumasına yardımcı olurken, Suudi Arabistan ile normalleşme süreci de İran karşısında alternatif bir ittifak zemini sunuyor.