Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik izlediği 'azami baskı' politikası ve 2020 yılında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi suikastla öldürmesi, Ortadoğu'da derin ve kalıcı etkiler bıraktı. Uzmanlar, bu politikaları Trump döneminin en büyük dış politika hatası olarak değerlendiriyor. Süleymani'nin öldürülmesi, İran'ın nükleer programını hızlandırmasına, bölgedeki vekil güçlerle mücadelenin tırmanmasına ve ABD'nin itibarına uzun vadeli zarar vermesine yol açtı.
Başkanlık Kararnamesinden Suikasta Giden Yol
Trump, 2018 yılında Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı olarak çekilmiş ve İran'a karşı sert yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu. 'Azami baskı' olarak adlandırılan bu strateji, İran'ın ekonomisini çökertmeyi ve rejimi müzakereye zorlamayı hedefliyordu. Ancak Tahran yönetimi baskıya boyun eğmek yerine müzakere masasından uzaklaştı ve nükleer faaliyetlerini artırdı. Trump yönetimi, 3 Ocak 2020'de Bağdat Havalimanı'na düzenlenen bir drone saldırısıyla Süleymani'yi öldürerek yeni bir eşiği aştı. Bu eylem, uluslararası hukuk açısından büyük tartışmalara yol açtı ve birçok ülke tarafından kınandı. ABD, saldırının 'yakın bir tehdidi önlemek için' yapıldığını savunsa da ikna edici kanıt sunamadı.
Süleymani suikastı, kısa vadede ABD'nin hedefine ulaştığı izlenimini verse de uzun vadede stratejik bir yenilgiye dönüştü. İran, misilleme olarak Irak'taki Ayn el-Esad Hava Üssü'ne balistik füzelerle saldırdı ve ukrayna Havayolları'na ait bir yolcu uçağını yanlışlıkla düşürdü. Bunun ötesinde, İran nükleer programını hızlandırdı ve uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkardı. Tahran yönetimi, ayrıca bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD ve müttefiklerine yönelik saldırıları artırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın politikaları, yalnızca İran'la ilişkileri değil, aynı zamanda ABD'nin müttefikleriyle olan bağlarını da zedeledi. Avrupa Birliği ülkeleri, nükleer anlaşmadan çekilme kararına şiddetle karşı çıktı ve İran'la ticaret yapmak için INSTEX adlı özel bir mekanizma kurdu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Trump'ın İran'a yönelik sert tutumunu desteklerken, Irak ve Katar gibi ülkeler ise iki taraf arasında denge kurmaya çalıştı. Irak, Süleymani suikastı sonrası ABD liderliğindeki koalisyon güçlerine yönelik güvenlik endişelerini artırdı ve yabancı askerlerin varlığını sorgulamaya başladı.
Bölgesel düzeyde, İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Suudi Arabistan ve İsrail gibi ülkelerde ciddi endişelere yol açtı. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik gizli operasyonlarını hızlandırırken, Suudi Arabistan da olası bir İran tehdidine karşı savunma harcamalarını artırdı. Trump'ın politikaları, ayrıca Yemen'deki savaşın derinleşmesine ve Suriye'deki İran varlığının güçlenmesine zemin hazırladı. Biden yönetimi, nükleer anlaşmaya geri dönme çabalarına rağmen, Trump döneminin yarattığı güvensizlik ve hasarın üstesinden gelmekte zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın İran politikasının Türkiye'ye doğrudan yansımaları oldu. İran'a uygulanan yaptırımlar, Türkiye'nin doğal gaz ve petrol ithalatını olumsuz etkiledi. Ankara, yaptırımlardan muafiyet talep etmek zorunda kaldı. Süleymani suikastı ise Türkiye'nin güney sınırında istikrarsızlık riskini artırdı. Irak ve Suriye'deki İran varlığının güçlenmesi, PKK/YPG ile mücadele eden Türkiye için yeni güvenlik riskleri oluşturdu. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki ilerleme, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyerek Türkiye'nin caydırıcılık politikalarını zorlayabilir. Ankara, Washington ve Tahran arasında denge politikası izlemek durumunda kaldı.