ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiler, Trump'ın Gazze için önerdiği barış planının Netanyahu tarafından açıkça reddedilmesiyle yeni bir gerilim noktasına ulaştı. Bu gelişme, iki müttefik lider arasındaki 'tahammülsüzlüğün' (irritation) ne kadar derin olduğunu ortaya koyarken, Orta Doğu'daki dengeleri de yeniden şekillendirebilecek bir nitelik taşıyor. Trump'ın planı, Gazze'de kalıcı bir ateşkes ve yeniden imar sürecini öngörürken, Netanyahu'nun reddi hem ABD-İsrail ilişkilerinde hem de bölgesel diplomaside yankı buldu.
Gelişmenin arka planı: Trump'ın Gazze planı ve Netanyahu'nun reddi
Trump yönetimi, geçtiğimiz haftalarda Gazze Şeridi'nde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, Hamas'ın silahsızlandırılması ve bölgenin yeniden inşası için kapsamlı bir plan hazırladı. Plana göre, uluslararası bir gözetim mekanizması kurulacak ve Gazze'nin yönetimi, Filistin Yönetimi ile işbirliği içinde yeniden yapılandırılacaktı. Ancak Netanyahu, planın kendi güvenlik önceliklerini karşılamadığını savunarak reddetti. İsrail Başbakanı, özellikle Hamas'ın tamamen ortadan kaldırılmadan ateşkesin kabul edilemeyeceğini ve İsrail'in güvenlik kontrolünün Gazze'de devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Bu red, iki lider arasında zaten var olan görüş ayrılıklarını derinleştirdi. Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde, Netanyahu'nun tutumunun ikili ilişkilerde soğukluğa neden olduğu belirtiliyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, planın 'ciddi bir şekilde ele alınması' gerektiği vurgulanırken, Netanyahu'nun açıklamaları Washington'da hayal kırıklığıyla karşılandı.
Bölgesel ve küresel boyut: Orta Doğu'da yeni denklem
Netanyahu'nun reddi, sadece ikili ilişkileri etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel dengeleri de sarsıyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğundaki ateşkes görüşmeleri, bu planın devreye girmesiyle yeni bir aşamaya geçti. Filistin Yönetimi, planı 'olumlu bir adım' olarak değerlendirirken, Hamas ise tamamen reddetti. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap ülkeleri, planı ihtiyatlı bir şekilde desteklerken, İsrail'in güvenlik endişelerini anladıklarını ancak Filistinlilerin meşru haklarının korunması gerektiğini vurguladı.
Bu durum, ABD'nin Orta Doğu politikasında bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Trump, seçim vaadi olan 'yüzyılın anlaşması'nı hayata geçirmek için Netanyahu'nun desteğine ihtiyaç duyuyor; ancak Netanyahu'nun sert tutumu, bu planın uygulanabilirliğini zora sokuyor. Uzmanlar, Trump'ın baskı araçlarını artırabileceğini, örneğin İsrail'e yönelik askeri yardım koşullarını gözden geçirebileceğini veya uluslararası toplumda İsrail'e yönelik eleştirileri artırabileceğini belirtiyor. Ancak Trump'ın İsrail lobisinin etkisi altında olduğu bilindiğinden, bu tür adımların ne kadar ileri gidebileceği belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu politikasını yakından ilgilendiriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce Filistin davasının güçlü bir savunucusu olarak öne çıkmış ve İsrail'in Gazze'deki saldırılarını sert şekilde eleştirmişti. Trump'ın planının Netanyahu tarafından reddedilmesi, Türkiye'nin bölgede diplomatik manevra alanını genişletebilir. Türkiye, Filistinlilerin haklarını koruma yönündeki tutumunu pekiştirerek, hem Arap kamuoyunda hem de İslam dünyasında elini güçlendirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ve Mısır ile yürüttüğü arabuluculuk çabaları, bu planın çökmesi durumunda daha da önem kazanabilir. Ancak Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşme adımları, bu gerilimin Ankara-Tel Aviv ilişkilerini olumsuz etkilememesi için dikkatli bir denge politikası izlemesini gerektiriyor.