Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), küresel petrol talebinin 2026 yılında COVID-19 salgınından bu yana ilk kez düşüş göstereceğini duyurdu. Cuma günü yayımlanan raporda, bu düşüşün temel nedeninin İran'daki savaş olduğu belirtildi. IEA, talebin 2026'da günlük ortalama 102,5 milyon varil seviyesine gerileyeceğini, bunun 2025'e göre yaklaşık 500 bin varillik bir azalmaya işaret ettiğini ifade etti. Kurum, çatışmanın uzun vadeli talep eğilimleri üzerindeki etkisinin belirsiz olduğunu vurgularken, enerji güvenliği ve iklim hedefleri açısından kritik bir dönemece girildiğine dikkat çekti.
Gelişmenin Arka Planı: İran Savaşı ve Enerji Piyasaları
İran'da devam eden savaş, küresel enerji piyasalarında arz ve talep dengesini altüst etti. IEA verilerine göre, çatışma nedeniyle İran'ın ham petrol üretimi günlük 1,2 milyon varil azaldı. Bu durum, özellikle Asya ve Avrupa'daki rafinerileri alternatif kaynak arayışına iterken, talebin kısmen arz kısıtlamalarından değil, ekonomik yavaşlamadan kaynaklandığı belirtiliyor. Savaşın ticaret yollarını sekteye uğratması ve sigorta primlerinin yükselmesi, petrol fiyatlarında oynaklığı artırdı. Brent tipi ham petrolün varil fiyatı, hafta başında 95 dolara yükseldikten sonra IEA raporunun ardından 87 dolara geriledi. Analistler, talep düşüşünün geçici olabileceğini ancak çatışmanın uzaması halinde kalıcı hasar yaratacağını öngörüyor.
IEA, talep düşüşünü sadece savaşa değil, aynı zamanda küresel ekonominin yavaşlamasına bağlıyor. Çin'de büyümenin yüzde 4,5'e gerilemesi, Avrupa'da sanayi üretiminin durgun seyretmesi ve ABD'de enerji verimliliği politikalarının etkisiyle talebin 2025'te zirve yaptıktan sonra düşüşe geçtiği kaydediliyor. Ancak IEA Başkanı Fatih Birol, 'İran savaşı olmasaydı, talebin 2026'da hafif de olsa artacağını öngörüyorduk. Çatışma, petrol piyasalarında 'yeni normal'in neye benzeyeceği konusunda belirsizlik yaratıyor' ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Güvenliği ve İklim Hedefleri
Petrol talebindeki düşüş, enerji güvenliği endişeleriyle birlikte iklim kriziyle mücadele hedefleri açısından da karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Bir yandan fosil yakıt tüketiminin azalması karbon emisyonlarını düşürebilirken, diğer yandan arz kırılganlığı ülkeleri kömür gibi daha kirli alternatiflere yöneltebilir. IEA, bu yıl yenilenebilir enerjiye yapılan küresel yatırımın 2 trilyon doları aştığını ancak petrolün hala küresel enerji tüketiminin yüzde 30'undan fazlasını oluşturduğunu hatırlatıyor. Ortadoğu'da artan gerilim, Suudi Arabistan ve BAE gibi üreticilerin kapasitelerini artırma planlarını da geciktirebilir. Katar Enerji Bakanı'nın geçen hafta 'bu savaş, enerji geçişinin ne kadar kırılgan bir temel üzerinde ilerlediğini gösteriyor' sözleri, bölgesel kaygıları özetliyor.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji arzını çeşitlendirmeye çalışan Avrupa, İran'daki çatışmanın Orta Doğu'dan LNG ve petrol akışını tehdit etmesiyle yeni bir darboğazla karşı karşıya. AB Komisyonu, stratejik petrol rezervlerini kullanma seçeneğini masada tutarken, OPEC+ grubu toplantılarını sıklaştırdı. IEA raporu, talep düşüşünün fiyatları aşağı çekse bile jeopolitik risk priminin yüksek kalacağını belirtiyor. Uzun vadede, çatışmanın sona ermesi halinde İran'ın üretim kapasitesinin toparlanmasının yıllar alabileceği, bu nedenle piyasaların yeni denge arayışına gireceği öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran'a komşu olması hem de enerji ithalatında Ortadoğu'ya bağımlılığı nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. İran savaşı, Türkiye'nin doğal gaz ve petrol tedarikinde çeşitlendirme çabalarını hızlandırmasını gerektiriyor. Talep düşüşü kısa vadede ithalat faturasını hafifletirken, arz güvensizliği enerji arzında kesinti riskini artırıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Ceyhan terminali üzerinden Irak petrollerine erişimi, bölgesel istikrarsızlık nedeniyle tehdit altında. Bu durum, Türkiye'yi yenilenebilir enerji yatırımlarını ve nükleer enerji kapasitesini artırmaya iterken, dış politikada enerji diplomasisini ön plana çıkarıyor. Özetle, Türkiye enerji maliyetleri ve güvenliği açısından hassas bir dönemden geçiyor.