ABD'nin İran ile yürüttüğü ve kamuoyunda geniş tepki gören askeri gerilime rağmen, ülke çapında kitlesel bir barış protestosu dalgası bir türlü ortaya çıkmadı. En azından, geleneksel olarak tanımayı öğrendiğimiz biçimlerde. The Intercept'te yayımlanan bir analiz, savaş karşıtı hareketin neden beklenen ivmeyi kazanamadığını sorguluyor. Yazıya göre, halkın savaşa olan muhalefeti son derece yüksek olsa da, bu muhalefet sokaklara dökülmüyor; bunun yerine farklı mecralarda, farklı biçimlerde kendini gösteriyor.
Savaş Karşıtlığı Neden Sokağa Taşınmıyor?
İran ile olası bir savaş, ABD kamuoyunda geniş bir kesim tarafından istenmiyor. Anketler, seçmenlerin büyük çoğunluğunun yeni bir Orta Doğu savaşına karşı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Irak Savaşı öncesinde gördüğümüz milyonlarca kişilik yürüyüşler, kitlesel oturma eylemleri ve sivil itaatsizlik kampanyaları şu anda tekrarlanmış değil. The Intercept yazısı, bunun birkaç nedeni olduğunu öne sürüyor: Birincisi, savaş henüz resmi olarak ilan edilmiş değil; gerilim yüksek olsa da Amerikan askerlerinin geniş çaplı bir kara harekâtına giriştiği bir tablo yok. İkincisi, protesto kültürü ve hareketin altyapısı son yirmi yılda ciddi biçimde aşındı. Irak Savaşı sırasında var olan geniş koalisyonlar, sendikalar, kiliseler ve öğrenci hareketleri bugün aynı koordinasyon kapasitesine sahip değil. Üçüncüsü, dijital çağda aktivizm farklı biçimlere büründü: imza kampanyaları, sosyal medya kampanyaları, yerel yönetimlere baskı ve seçim sandığında cezalandırma eğilimi öne çıkıyor.
Yazıya göre, halkın tepkisi sandıkta ve kamuoyu yoklamalarında kendini gösteriyor; ancak bu, medyanın ve karar alıcıların kolayca görebileceği bir sokak hareketi yaratmıyor. Ayrıca, İran karşıtı söylemin her iki partide de yaygın olması, savaş karşıtı hareketin siyasi bir çıkış noktası bulmasını zorlaştırıyor. Demokratlar içinde dahi İran'a yönelik sert politikaları destekleyen isimler var; bu da muhalefetin sesini birleştirmesini engelliyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
ABD'deki protesto hareketinin zayıflığı, yalnızca Amerikan iç siyasetini ilgilendiren bir mesele değil. İran ile olası bir savaş, Orta Doğu'nun tamamını istikrarsızlaştırabilir. Böyle bir çatışma, petrol fiyatlarını tarihi zirvelere taşıyabilir, küresel ekonomiyi sarsabilir ve bölgede vekalet savaşlarını derinleştirebilir. Irak ve Afganistan işgallerinin ardından bölgede oluşan güç boşlukları, İran'ın etkisini artırmasına yol açtı. Yeni bir savaş, bu kez çok daha geniş bir kaos yaratabilir. The Intercept, savaş karşıtı hareketin yokluğunun, siyasi elitlerin savaşı daha kolay tırmandırmasına olanak tanıdığını ima ediyor. Kitlesel bir sokak baskısı olmayınca, Kongre ve yönetim üzerindeki fren mekanizmaları zayıflıyor. Bu durum, dünya genelinde barış aktivistleri için de bir uyarı niteliğinde: geleneksel protesto yöntemleri etkisini yitirirken, yeni direniş biçimlerinin henüz aynı caydırıcılığa ulaşamadığı görülüyor.
Öte yandan, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri, uluslararası toplumun bir kesiminde meşru güvenlik endişeleri yaratıyor. Ancak savaş seçeneği, bu endişeleri gidermekten çok daha büyük bir yıkım riski taşıyor. Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların büyük çoğunluğunun diplomatik çözümden yana olduğunu gösteriyor. Yine de bu tercih, siyasi karar alıcılar üzerinde yeterli baskı oluşturmuyor. Bunun nedeni, dış politika kararlarının seçmen nezdinde öncelikli bir oy verme kriteri olmaması ve savaş karşıtı hareketin dağınık yapısı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi ve olası bir savaş, Türkiye'yi doğrudan etkiler. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı olan ve bölgesel istikrara bağımlı bir ülke. Savaş, mülteci akınını tetikleyebilir, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin enerji ithalat maliyetini artırabilir ve Güneydoğu sınırında güvenlik riskleri yaratabilir. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik askeri adımları, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve İran ile olan ekonomik ilişkilerini zorlaştırabilir. Türkiye, bu tür bir çatışmada hem Batı ile hem de komşusu İran ile dengeli bir politika izlemek zorunda kalacaktır. Kamuoyu baskısının zayıflığı, savaşın önlenmesi için diplomatik çabaların önemini artırıyor; Türkiye'nin bölgesel barış girişimlerinde aktif rol alması kritik.