Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Araştırmacısı Aaron David Miller, Fransa 24'e verdiği mülakatta İran ile yaşanan savaşın "İsrail Devleti için stratejik bir felaket" olduğunu söyledi. Miller, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun tüm savaş hedeflerinin gerçekleşmediğini, vekil güçlere verilen desteğin azaldığını, balistik füze kısıtlamalarının işe yaramadığını ve İran'ın nükleer programının durdurulamadığını vurguladı. Bu açıklamalar, İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarının sonuçlarına dair uluslararası kamuoyunda tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Savaşın stratejik sonuçları
Miller, İsrail'in son askeri hamlelerinin vekil güçler (Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi) üzerindeki baskıyı azalttığını, ancak bu grupları tamamen etkisiz hale getirmediğini belirtti. Ayrıca, balistik füze kısıtlamalarının İran'ın misilleme kapasitesini sınırlamakta başarısız olduğunu, aksine Tahran'ın daha sofistike füze sistemleri geliştirmesine yol açtığını ifade etti.
Netanyahu yönetiminin, "İran'ın nükleer silah edinmesini engelleme" olarak tanımladığı temel savaş hedefi de ulaşılamaz görünüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun son raporları, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürdüğünü ve nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için diplomatik çabaların durma noktasına geldiğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu stratejik başarısızlık, İsrail'in caydırıcılık gücünü sorgulatırken, İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırmasına zemin hazırlıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'la gerginliği azaltma arayışına girerken, İsrail'in müttefikleriyle ilişkileri de sınanıyor.
ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve diplomatik angajmanı da bu tablodan etkileniyor. Washington, İsrail'in güvenliğine bağlılığını yinelerken, Tahran'la doğrudan bir çatışmadan kaçınmaya çalışıyor. Bu durum, ABD-İsrail ilişkilerinde ince bir denge kurulmasını gerektiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in İran karşısındaki stratejik başarısızlığı, Türkiye için bir fırsat penceresi açıyor. Ankara, İran ve İsrail arasındaki güç dengesizliğinden yararlanarak, Kafkasya ve Ortadoğu'da kendi çıkarlarını ilerletebilir. Öte yandan, İran'ın artan nüfuzu, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki çıkarlarıyla çelişebilir. Türkiye, Rusya ve Çin gibi güçlerin bölgede artan etkisini de göz önünde bulundurarak, dengeli bir dış politika izlemek zorunda. Enerji güvenliği açısından, İran'ın istikrarsızlığı doğalgaz tedarikini etkileyebilirken, alternatif kaynak arayışları hızlanabilir.