Hollanda mahkemesi, Suriye'de Beşar Esad yönetimi döneminde sorgu hakimi olarak görev yapan bir kişiyi, 8 mağdura yönelik işkence de dahil 19 ayrı uluslararası suçtan 26 yıl hapis cezasına çarptırdı. Lahey Bölge Mahkemesi, 2011-2013 yılları arasında Suriye'nin başkenti Şam'da bir hapishanede yürüttüğü sorgulamalarda sistematik işkence ve insanlığa karşı suçlar işlediği kanıtlanan sanık hakkında kararını açıkladı. Mahkeme, sanığın mağdurlarına yönelik fiziksel ve psikolojik işkencelerin uluslararası hukuk kapsamında savaş suçu ve insanlığa karşı suç teşkil ettiğine hükmetti.
Davaya konu suçlar ve yargılama süreci
Hollanda vatandaşı da olan sanık, 2019 yılında Amsterdam'a yerleştikten sonra sığınmacı derneklerinin ihbarı üzerine gözaltına alınmıştı. Savcılık, sanığın Suriye'deki iç savaşın ilk yıllarında muhaliflere yönelik sorgulamalarda 'kablo, cop ve elektrik şoku' gibi yöntemlerle işkence yaptığını belgeledi. Mahkeme, 8 mağdurun ifadeleri ve tıbbi raporlar doğrultusunda sanığı 19 ayrı suçtan suçlu buldu. Sanık hakkında ayrıca 1 milyon 200 bin avro tazminat ödenmesine hükmedildi. Bu dava, Avrupa'da Suriye rejimi yetkililerine yönelik açılan en kapsamlı yargılamalardan biri olarak kayıtlara geçti.
Bölgesel ve küresel boyutu
Karar, uluslararası hukuk açısından evrensel yargı yetkisinin sınırlarını test eden önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor. Hollanda, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarda evrensel yargı yetkisini kullanan az sayıda ülkeden biri. Suriye rejimi yetkililerine yönelik benzer davalar Almanya, Fransa ve İsveç'te de görülüyor. Ancak Esad yönetiminin uluslararası ceza mahkemesinin yargı yetkisini tanımaması ve Rusya'nın veto gücü nedeniyle çoğu dava, sanıkların Avrupa'ya sığınmasının ardından açılabiliyor. Bu dava, savaş suçlarının zamanaşımına uğramayacağı ve faillerin küresel ölçekte takip edilebileceği mesajını veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'de Esad rejiminin işkence ve insan hakları ihlallerine maruz kalan Suriyeli mülteciler açısından sembolik bir zafer olarak okunabilir. Türkiye, Suriye krizinin başından bu yana 3,5 milyonu aşkın mülteciye ev sahipliği yaparken, bu tür davalar mültecilerin adalet arayışına uluslararası hukuk zemininde katkı sağlıyor. Ancak Türkiye'nin kendi savaş suçları yasalarını evrensel yargı yetkisi kapsamında genişletme konusunda mesafeli durduğu biliniyor. Ankara, daha çok Suriyeli muhaliflerin yargılanması ve rejimle siyasi çözüm arayışlarına odaklanıyor. Bu dava, Türk yargı sisteminde benzer bir evrensel yargı uygulamasının mümkün olup olmadığı tartışmalarını yeniden gündeme getirebilir.