İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı etrafında şekillenen gerilim, yalnızca Orta Doğu'yu değil, küresel güç dengelerini de etkiliyor. Son dönemde İran'a yönelik olası bir askeri müdahale tartışmalarında, Çin ve Rusya'nın pozisyonu kritik bir faktör olarak öne çıkıyor. Stephen J. Blank'in analizine göre, Moskova ve Pekin'in İran'a verdiği destek, Tahran'ın Batı'ya karşı direncini artırırken, olası bir çatışmanın seyrini de belirleyebilir.
Çin ve Rusya'nın İran'la Stratejik Ortaklığı
Çin ve Rusya, İran ile uzun yıllardır ekonomik ve askeri işbirliğini derinleştiriyor. Özellikle enerji sektöründe Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. Rusya ise savunma teknolojileri ve nükleer enerji alanında işbirliğini sürdürüyor. Bu iki ülke, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İran'a yönelik yaptırımları defalarca veto etti veya yumuşattı. Blank'e göre, bu ittifak sadece ekonomik çıkarlarla sınırlı değil; aynı zamanda Batı'nın küresel hegemonyasına karşı bir denge unsuru olarak görülüyor.
İran'ın ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi yapılarla ilişkilerini geliştirmesi, Çin ve Rusya'nın İran'ı kuşatma altına alma stratejisinin bir parçası. Ayrıca, her iki ülke de İran'a yönelik askeri bir müdahalenin bölgesel istikrarsızlığı artıracağını ve kendi çıkarlarına zarar vereceğini savunuyor. Blank, Çin'in özellikle Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında İran'ı bir enerji koridoru olarak gördüğünü vurguluyor.
Rusya açısından ise İran, Suriye'deki varlığını sürdürmek ve Akdeniz'e açılmak için kritik bir müttefik. Moskova, Tahran ile askeri tatbikatlar düzenliyor ve istihbarat paylaşımında bulunuyor. Bu ilişki, ABD'nin Orta Doğu'daki etkisini dengeleme amacı taşıyor.
Olası Bir Savaşta Çin ve Rusya'nın Tutumu
İran'a yönelik bir askeri müdahale durumunda Çin ve Rusya'nın nasıl bir pozisyon alacağı merak konusu. Blank, her iki ülkenin de doğrudan askeri bir çatışmaya girmekten kaçınacağını, ancak İran'ı dolaylı yollarla destekleyebileceğini belirtiyor. Bu destek, silah sevkiyatı, istihbarat paylaşımı veya ekonomik yardım şeklinde olabilir. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nde veto yetkilerini kullanarak İran'a yönelik herhangi bir askeri müdahaleyi meşrulaştıracak kararları engelleyebilirler.
Öte yandan, Çin ve Rusya'nın İran'a tam destek vermesi, kendi aralarındaki ilişkilerde de çıkar çatışmalarına yol açabilir. Örneğin, Rusya İran'la askeri işbirliğini derinleştirirken, Çin daha çok ekonomik çıkarlara odaklanıyor. Blank, bu durumun iki ülke arasında bir rekabete dönüşebileceğini, ancak şimdilik ortak düşman algısının işbirliğini güçlendirdiğini ifade ediyor.
Batı'nın İran'a yönelik yaptırımları, Çin ve Rusya'nın İran ile ticaretini daha da artırmasına neden oldu. Bu durum, yaptırımların etkinliğini azaltırken, İran'ın izolasyonunu kırıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Çin ve Rusya'nın İran'a verdiği destek, Orta Doğu'daki güç dengesini değiştiriyor. ABD'nin bölgedeki müttefikleri olan İsrail ve Suudi Arabistan, bu durumdan endişe duyuyor. İsrail, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için askeri seçeneği masada tutarken, Çin ve Rusya'nın İran'ı koruması, olası bir İsrail saldırısını zorlaştırabilir.
Küresel ölçekte ise, Çin ve Rusya'nın İran politikası, Batı ile aralarındaki jeopolitik rekabetin bir yansıması. Bu durum, yeni bir Soğuk Savaş benzeri bloklaşmayı tetikleyebilir. Blank, Çin ve Rusya'nın İran üzerinden Batı'ya meydan okuduğunu ve bunun uluslararası sistemi daha da kutuplaştırdığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile sınırdaş bir ülke olarak, İran savaşında Çin ve Rusya faktörünü dikkatle izlemeli. Türkiye'nin enerji ihtiyacında İran önemli bir yere sahip; olası bir çatışma, enerji arzında sıkıntı yaratabilir. Ayrıca, Türkiye ile Rusya arasındaki yakın ilişkiler, Ankara'nın İran konusunda denge politikası izlemesini gerektiriyor. Türkiye, Çin ve Rusya'nın İran'la işbirliğini, bölgesel istikrar ve kendi güvenliği açısından yakından takip etmeli. NATO üyesi olarak Batı ile ilişkilerini korurken, Doğu ile de diyalog kanallarını açık tutmalı.