İran'a karşı yürütülen savaş, ABD ordusunun mühimmat ve füze savunma önleyicilerini tüketerek askeri hazırlık üzerinde yeni baskılar oluşturuyor. Uzun süreli konuşlandırmalar, sürekli operasyonel talepler ve diğer bölgelerden güç ile dikkatin kaydırılması, Washington'un küresel askeri duruşunu zorluyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Mark Cancian'ın değerlendirmelerine göre, bu durum ABD'nin gelecekteki olası çatışmalara hazırlığını sorgulatıyor.
Arka Plan: İran Savaşı ve ABD'nin Askeri Yükümlülükleri
ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonları, başlangıçta sınırlı ve hedefli bir müdahale olarak sunulsa da, kısa sürede geniş kapsamlı bir çatışmaya dönüştü. Bu süreçte ABD güçleri, İran'ın balistik füze yeteneklerine karşı savunma sistemlerini yoğun şekilde kullanmak zorunda kaldı. Patriot ve THAAD gibi sistemlerin önleyici füzeleri hızla tükenirken, mühimmat stokları da azaldı. Cancian, bu tüketimin yalnızca mevcut operasyonları değil, aynı zamanda ABD'nin Tayvan, Kore Yarımadası ve Doğu Avrupa gibi kritik bölgelerdeki caydırıcılığını da zayıflattığını belirtiyor.
Uzun süreli konuşlandırmalar, askerler ve deniz piyadeleri üzerinde fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açıyor. Özellikle deniz kuvvetlerinde, uçak gemisi gruplarının art arda görevlendirilmesi, bakım sürelerini kısaltıyor ve personel devir hızını artırıyor. Hava kuvvetlerinde ise uçuş saatleri ve bakım ihtiyaçları, hazırlık oranlarını düşürüyor. Bu durum, ABD'nin aynı anda birden fazla cephede savaşma kapasitesini sınırlıyor.
Ayrıca, İran savaşı ABD'nin istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) varlıklarını da İran ve çevresine yoğunlaştırmasına neden oldu. Bu kaydırma, Afrika'daki terörle mücadele operasyonları ve Güney Amerika'daki uyuşturucuyla mücadele görevleri gibi diğer öncelikli alanlarda boşluk yarattı. Pentagon yetkilileri, kaynakların yeniden dengelenmesi gerektiğini kabul ediyor ancak somut bir plan henüz açıklanmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Caydırıcılık ve Müttefik Güveni
ABD'nin İran savaşına odaklanması, küresel güç dengesini de etkiliyor. Çin ve Rusya, ABD'nin Orta Doğu'da bataklığa saplandığını görerek kendi bölgesel emellerini daha cesurca takip edebilir. Tayvan Boğazı'nda artan Çin baskısı, Güney Çin Denizi'ndeki askeri yığınak ve Ukrayna'daki savaş, ABD'nin aynı anda birden fazla tehditle başa çıkma kapasitesini test ediyor. Avrupalı müttefikler, ABD'nin İran'a odaklanmasının NATO'nun doğu kanadındaki caydırıcılığı zayıflatabileceğinden endişe ediyor.
Diğer yandan, İran savaşı enerji piyasalarını da etkiliyor. Basra Körfezi'ndeki gerilim, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açarak küresel ekonomiyi tehdit ediyor. ABD'nin askeri hazırlığındaki azalma, İran'ın vekil güçleri aracılığıyla bölgesel saldırganlığını artırmasına zemin hazırlayabilir. Bu durum, Suudi Arabistan, BAE ve İsrail gibi ABD müttefiklerinin güvenlik endişelerini derinleştiriyor.
Cancian, ABD'nin savunma sanayi üssünün bu tür bir tüketim hızına ayak uyduramadığını vurguluyor. Yıllardır süren düşük yoğunluklu çatışmalar ve pandemi sonrası tedarik zinciri sorunları, mühimmat üretimini yavaşlattı. Kongre'de savunma bütçesini artırma çağrıları yükseliyor ancak bürokratik engeller ve siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle hızlı bir çözüm zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran savaşı nedeniyle askeri hazırlığının zayıflaması, Türkiye'nin güvenlik hesaplamalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınıra sahip ve olası bir istikrarsızlık dalgasından en çok etkilenecek ülkelerden biri. ABD'nin bölgedeki caydırıcılığının azalması, İran'ın vekil gruplar üzerinden Suriye ve Irak'ta daha agresif davranmasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle mücadelesini zorlaştırır. Ayrıca, ABD'nin askeri kaynaklarını başka yöne kaydırması, NATO içindeki yük paylaşımı tartışmalarını yeniden alevlendirebilir ve Türkiye'nin kendi savunma sanayisini güçlendirme çabalarını hızlandırabilir. Ekonomik olarak, enerji fiyatlarındaki dalgalanma Türkiye'nin enerji ithalat faturasını artırarak cari açığı olumsuz etkileyebilir. Ankara, hem ABD hem de İran ile dengeli ilişkiler yürütmek zorunda olduğundan, bu gerilimde dikkatli bir diplomasi izlemesi gerekiyor.
ABD'nin İran savaşı, askeri hazırlık üzerindeki etkileriyle yalnızca bir bölgesel çatışma olmanın ötesinde, küresel güç projeksiyonu ve ittifak sistemleri üzerinde derin sonuçlar doğuruyor. Türkiye gibi bölgesel aktörler için bu durum, hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Önümüzdeki dönemde ABD'nin kaynaklarını nasıl yeniden dengeleyeceği ve müttefiklerini nasıl güvence altına alacağı, uluslararası güvenlik mimarisinin şekillenmesinde belirleyici olacak.