İran, askeri bir çatışmadan beklenmedik ölçüde büyük tavizler koparmasına karşın, ülke içindeki hava zafer sarhoşluğundan çok uzak. Devlet medyasının coşkulu yayınlarına rağmen sokaklarda sükûnet hâkim. Bunun temel nedeni, geçmişte yaşanan ve hafızalardan silinmeyen ihanetler. Tahran yönetimi savaşın kazanımlarını bir propaganda zaferine dönüştürmeye çalışsa da, halkın büyük bölümü bu anlatıya şüpheyle yaklaşıyor.
Zaferin Gölgesinde Geçmişin Yaraları
İran'ın elde ettiği kazanımlar, stratejik hedefler açısından bakıldığında kayda değer. Fakat bu başarı, halkın hafızasındaki kırgınlıkları silebilmiş değil. Ülkede son yıllarda yaşanan protesto dalgaları, rejimin ekonomik vaatlerini yerine getirememesi ve yolsuzluk iddiaları, rejime olan güveni derinden sarstı. Birçok İranlı için devletin savaş propagandası, iç sorunlardan dikkat dağıtma girişiminden ibaret. Özellikle genç nüfus, askeri başarılardan çok işsizlik, enflasyon ve özgürlük kısıtlamalarıyla ilgileniyor.
Devlet medyası, savaşta kazanılan tavizleri bir diplomasi zaferi olarak lanse ediyor. Ancak sosyal medyada yapılan yorumlar, bu söylemin tabanda pek karşılık bulmadığını gösteriyor. İranlı kullanıcılar, savaşın maliyetini ve bu maliyetin gündelik hayata yansımalarını sorguluyor. Dahası, geçmiş savaşlarda elde edilen kazanımların iç politikada nasıl heba edildiği hâlâ hafızalarda.
Bölgesel Dengeler ve İç Siyasete Yansımalar
İran'ın savaştan elde ettiği tavizler, ülkenin bölgesel pozisyonunu güçlendirse de, bu durum komşu ülkelerde tedirginlik yaratıyor. Suudi Arabistan ve İsrail, İran'ın giderek artan askeri nüfuzunu yakından izliyor. Ancak Tahran yönetimi için asıl mesele, bu dış başarıyı iç politikada bir meşruiyet aracına dönüştürebilmek. Rejim, savaş kazanımlarını kullanarak toplumsal desteği yeniden tesis etmeyi hedefliyor fakat bunun ne kadar başarılı olacağı belirsiz.
Analistler, İran halkının savaş yorgunu olduğunu ve uzun süredir devam eden ekonomik krizin yarattığı hoşnutsuzluğun birkaç askeri başarıyla geçiştirilemeyeceğini vurguluyor. Rejim, savaşın masraflarını karşılamak için kemer sıkma politikalarına devam ederken, halktan gelen tepkiler büyüyebilir. Öte yandan muhafazakâr kanat, savaşın kazançlarını bir prestij unsuru olarak kullanarak rakiplerine üstünlük kurmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki bu gelişme, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. İran'ın bölgesel nüfuz kazanması, Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Doğu'daki çıkarlarıyla doğrudan rekabet anlamına gelebilir. Ancak İran'ın içeride yaşadığı meşruiyet krizi, Ankara'ya bölgesel denklemde daha manevra kabiliyeti sağlayabilir. Ekonomik olarak bakıldığında, İran'ın savaştan yorgun çıkması, Türkiye'nin enerji ve ticaret alanındaki pozisyonunu güçlendirebilir. Öte yandan, İran'daki istikrarsızlık ve artan otoriterleşme, sınır güvenliği ve göç gibi konularda Türkiye'yi etkileyebilir. Ankara'nın bu hassas dengede, İran'ın zayıf anlarından yararlanmaktan çok, bölgesel istikrarı önceleyen bir politika izlemesi bekleniyor.