İran'a karşı olası bir savaşın, ABD'nin rejim değişikliği hedefine ulaşmak yerine İran'da milliyetçiliği körükleyerek tam tersi bir etki yaratabileceği değerlendirmesi öne çıkıyor. Mortazavi'nin analizine göre, dış müdahale İran halkını yönetim etrafında birleştirebilir ve mevcut rejimi zayıflatmak yerine güçlendirebilir. Bu görüş, son dönemde artan gerilim ve olası askeri seçenek tartışmaları bağlamında önem kazanıyor.
Askeri Müdahale Neden Ters Tepebilir?
Tarihsel olarak, dış askeri müdahaleler çoğu zaman hedef ülkelerde milliyetçi duyguları kabartmış ve halkı hükümetlerinin arkasında birleştirmiştir. İran özelinde de benzer bir dinamik işleyebilir. Ülke, 1980-1988 İran-Irak Savaşı'nda olduğu gibi, dış tehdit karşısında ulusal birliğini koruma eğilimindedir. Mortazavi, İran halkının rejimden memnun olmasa bile yabancı bir saldırı karşısında ülkesini savunma içgüdüsüyle hareket edebileceğini vurguluyor. Bu durum, ABD'nin İran'da rejim değişikliği hedefini zora sokar.
Ayrıca, İran rejimi, dış tehditleri iç muhalefeti bastırmak için gerekçe olarak kullanabilir. Savaş veya askeri operasyon ortamı, muhalif seslerin susturulmasını kolaylaştırır ve güvenlik güçlerinin baskısını artırır. Bu da rejimin bekasını tehlikeye atacak bir halk ayaklanmasını engelleyebilir. Mortazavi'nin analizi, İran'da rejim değişikliğinin ancak iç dinamiklerle, barışçıl protestolar ve siyasi reform yoluyla mümkün olabileceğini, dış müdahalenin ise bu süreci sekteye uğratacağını ima ediyor.
Öte yandan, ABD'nin askeri müdahalesi bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatma, vekil gruplar aracılığıyla saldırılar düzenleme gibi misilleme seçeneklerine sahiptir. Bu da küresel enerji piyasalarını ve bölge güvenliğini olumsuz etkiler. Dolayısıyla, savaş seçeneği sadece İran iç siyaseti açısından değil, küresel ekonomi ve güvenlik açısından da riskler barındırıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'a yönelik bir savaş, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri alt üst edebilir. ABD'nin bölgedeki müttefikleri olan Suudi Arabistan ve İsrail, İran'ın nükleer programını ve bölgesel yayılmasını engellemek için daha sert bir tutum izlenmesini isteyebilir. Ancak askeri bir müdahale, bu ülkeleri de doğrudan risk altına sokar. İran'ın füze kapasitesi ve vekil ağları, bölge genelinde bir çatışma riskini artırır.
Küresel düzeyde ise, İran'a savaş, petrol arzında kesintiye yol açarak enerji fiyatlarını yükseltebilir. Bu da dünya ekonomisini olumsuz etkiler. Ayrıca, ABD'nin uluslararası hukuka aykırı bir müdahalesi, müttefikleri arasında da görüş ayrılıklarına neden olabilir. Avrupa ülkeleri, diplomatik çözümden yana tavır alarak ABD'yi yalnız bırakabilir. Bu durum, ABD'nin uluslararası itibarını zedeler.
Mortazavi'nin analizi, ABD'nin İran politikasında askeri seçenek yerine diplomasiye ve iç muhalefeti desteklemeye ağırlık vermesi gerektiğini öne sürüyor. Ancak bu tür bir strateji de uzun vadeli ve sabır gerektiriyor. İran rejimi, iç baskıyı artırarak muhalefeti sindirebilir. Dolayısıyla, ABD'nin İran'da rejim değişikliği hedefi, karmaşık ve belirsiz bir süreç olarak önümüzde duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'a yönelik olası bir savaş, Türkiye'yi doğrudan etkiler. Türkiye, İran ile uzun sınırı olan ve bölgesel istikrardan doğrudan çıkar sağlayan bir ülkedir. Savaş, mülteci akınını tetikleyebilir, enerji arz güvenliğini riske atabilir ve PKK gibi terör örgütlerinin bölgede yeniden güç kazanmasına yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İran ile ekonomik ilişkileri, yaptırımlar ve savaş ortamında zarar görür. Türkiye, bölgesel istikrarın korunması ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesi için çaba göstermelidir. Bu gelişme, Türk dış politikası açısından risk ve fırsatları barındırıyor; Türkiye'nin denge politikası izlemesi ve diplomatik girişimlerde bulunması kritik önem taşıyor.