ABD askeri ve istihbarat yetkilileri, İran'ın füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının bölgedeki Amerikan tesislerindeki güvenlik açıklarını gözler önüne sermesinin ardından, ülkenin Ortadoğu'daki askeri varlığının azaltılması veya yeniden yapılandırılması seçeneklerini değerlendiriyor. CNN'in haberine göre, yetkililer İran'ın tekrarlanan saldırıları sonrası savunma sistemlerinin yetersizliğini ve personel güvenliğini masaya yatırdı. Tartışmalar, ABD'nin bölgedeki onlarca yıllık askeri yerleşimini köklü biçimde sorguluyor.
İran saldırıları ve ortaya çıkan kırılganlıklar
İran'ın Nisan 2024'te İsrail'e yönelik düzenlediği ve büyük bölümü engellenen füze ve İHA saldırısı, ABD'nin bölgedeki hava savunma ağının sınırlarını göstermişti. Ancak CNN'in aktardığına göre, asıl endişe İran'ın vekil güçleri aracılığıyla Suriye, Irak, Ürdün ve körfez ülkelerindeki Amerikan üslerine yönelik artan ve çeşitlenen saldırıları. Bu saldırılar, Patriot ve THAAD gibi gelişmiş sistemlerin bile karmaşık ve eşzamanlı tehditleri tam olarak bertaraf edemediğini ortaya koydu. Özellikle insansız hava araçlarının düşük maliyetli ve yaygın kullanımı, milyonlarca dolarlık önleme füzeleriyle karşılanmaya çalışılırken ciddi bir maliyet-etkinlik sorunu yaratıyor.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) yetkilileri, üslerin coğrafi olarak dağınıklığı, personelin korunması için ek önlemler alınması gerekliliği ve olası bir geniş çaplı çatışmada bu üslerin ne kadar savunulabilir olduğu gibi konuları tartışıyor. CNN'e konuşan kaynaklar, bazı üslerin önemli ölçüde küçültülebileceğini, bazılarının ise tamamen kapatılabileceğini belirtiyor. Bu, ABD'nin 2003 Irak işgali sonrası bölgede şişen askeri ayak izini ilk kez bu kadar kapsamlı sorguladığı anlamına geliyor.
Uzmanlar, İran'ın saldırı kapasitesini artırmasının yanı sıra Rusya ve Çin ile gelişen askeri iş birliğinin de ABD'nin bölgedeki caydırıcılığını zayıflattığını vurguluyor. Özellikle İran yapımı insansız hava araçlarının ve balistik füzelerin menzil ve hassasiyetindeki artış, bölgedeki tüm Amerikan varlığını risk altına sokuyor. Bu durum, Washington'ın hem askeri hem de siyasi olarak stratejik bir ikilemle karşı karşıya kalmasına neden oluyor: varlığı sürdürmek caydırıcılık için gerekli görülüyor, ancak aynı varlık giderek daha kırılgan hale geliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını azaltma tartışmaları, bölgesel güç dengeleri açısından kritik bir dönemeçte. İran, son yıllarda Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'daki vekil grupları aracılığıyla "ileri savunma" stratejisi izliyor. ABD'nin çekilmesi veya küçülmesi, Tahran'ın bölgedeki etki alanını genişletmesine olanak tanıyabilir. Öte yandan İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefikleri, Washington'ın güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarını sorgulamaya başlayabilir. Bu ülkeler, son yıllarda savunma sanayilerini güçlendirmeye ve alternatif ortaklıklar aramaya yönelmişti.
NATO çerçevesinde de bu tartışma yankı buluyor. Avrupa ülkeleri, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmesinin Akdeniz ve Kuzey Afrika'daki güvenlik dengelerini etkileyebileceğini değerlendiriyor. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltması, küresel petrol arz güvenliği ve Hürmüz Boğazı'ndaki serbest geçiş gibi konularda da belirsizlik yaratabilir. Çin'in bölgedeki ekonomik ve askeri nüfuzunu artırma çabaları, bu boşlukta daha da hız kazanabilir.
Pentagon'un olası planları arasında üslerin sayısını azaltmak, personeli daha korunaklı tesislere kaydırmak ve savunmayı hava savunma sistemleri ile insansız sistemlere dayalı hale getirmek bulunuyor. Ancak bu tür bir yeniden yapılanma, yıllar sürecek yatırımlar ve müttefiklerle karmaşık müzakereler gerektiriyor. ABD Kongresi'nde de her iki partiden isimler, askeri varlığın maliyeti ve faydası konusunda soru işaretleri dile getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını gözden geçirmesi, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika hesaplarını doğrudan etkiliyor. İncirlik ve Kürecik gibi kritik üslerdeki Amerikan unsurlarının geleceği belirsizleşirken, Ankara'nın bölgesel denklemdeki ağırlığı artabilir. Türkiye, son yıllarda savunma sanayisinde kazandığı kapasiteyle Körfez ülkeleri ve Orta Asya'ya yönelik savunma ihracatını genişletiyor. ABD'nin çekilmesi veya küçülmesi, Türkiye'yi bölgede daha fazla inisiyatif almaya teşvik edebilir; ancak İran'ın genişleyen etkisi ve olası istikrarsızlık, Ankara için yeni riskler de barındırıyor. Bu süreçte Türkiye'nin denge politikası ve NATO içindeki konumu belirleyici olacak.