İran, ABD'nin bazı ülkelere tanıdığı petrol yaptırım muafiyetlerini iptal etmesine rağmen petrol ihracatının kesintisiz sürdüğünü duyurdu. Tahran yönetimi, uluslararası piyasalarda alternatif kanallar ve alıcılar bulduğunu belirtirken, bu açıklama Washington'un İran'ı hedef alan maksimum baskı politikasının etkinliğini sorgulatıyor. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi İran'ın ihracat rakamları, ABD yaptırımlarının gölgesinde belirsizliğini koruyor ancak uzmanlar, Tahran'ın Çin başta olmak üzere bazı Asya ülkelerine yaptığı sevkiyatları artırdığını tahmin ediyor.
ABD yaptırım stratejisinin arka planı
ABD, 2018 yılında nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin ardından İran'a yönelik yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuş, ancak bazı ülkelere geçici muafiyetler tanımıştı. Bu muafiyetler, özellikle Çin, Hindistan, Güney Kore, Türkiye, Yunanistan, İtalya, Japonya ve Tayvan'ın belirli bir süre İran'dan petrol almasına izin veriyordu. Ancak Washington yönetimi, son olarak bu muafiyetleri yenilemeyeceğini duyurarak, İran petrollerine tam ambargo uygulamayı hedeflediğini açıkladı. İran Petrol Bakanlığı ise yaptığı yazılı açıklamada, “Ülkemizin petrol ihracatı, hiçbir dış müdahale olmaksızın devam etmektedir. Alternatif rotalar ve müşteriler sayesinde satışlarımızı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı. Bu durum, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının İran ekonomisi üzerinde beklenen etkiyi yaratamadığı yorumlarına yol açıyor.
Öte yandan, İran'ın ihracat verilerini şeffaf bir şekilde paylaşmaması ve kara borsa veya takas yöntemleriyle petrol satışı yaptığı iddiaları, gerçek rakamların saptanmasını güçleştiriyor. Tanker takip şirketlerine göre, İran'dan yüklenen bazı tankerlerin sinyallerini kapattığı veya bayrak değiştirdiği gözlemleniyor. Bu yöntemlerle İran'ın günlük 500 bin ila 1 milyon varil arasında petrol ihraç ettiği tahmin ediliyor. Trump yönetimi, bu kaçış yollarını engellemek için İran'ın petrol gemilerini ve alıcılarını hedef alan yeni yaptırım dalgaları hazırlığında.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran'ın petrol ihracatını sürdürme kararlılığı, Ortadoğu'daki jeopolitik dengeleri de etkiliyor. Bir yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bölgesel rakipleri, ABD'nin İran'a yönelik baskısını memnuniyetle karşılarken, diğer yandan İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden misilleme yapabileceği endişeleri var. Petrol fiyatları, arz endişeleri nedeniyle yükseliş eğilimi gösterebilir; nitekim muafiyetlerin iptal edileceği haberinin ardından Brent petrolün varil fiyatı 75 doların üzerine çıktı. Küresel petrol piyasaları, İran'ın üretim kaybını telafi edecek diğer OPEC üreticilerinin kapasitesini tartışıyor. Suudi Arabistan ve Rusya'nın üretimi artırabileceği sinyalleri vermesine rağmen, ani bir arz kesintisi durumunda piyasaların kırılgan olduğu görülüyor.
İran'ın petrol ihracatındaki bu direnç, nükleer anlaşmanın geleceğine de gölge düşürüyor. ABD'nin anlaşmadan çekilmesi ve ardından İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması, tansiyonu yükseltiyor. Avrupa Birliği (AB), ABD-İran arasında arabuluculuk çabalarını sürdürse de, İran'ın “direnme” stratejisi ve ABD'nin “maksimum baskı” politikası arasında çözüm bulunması giderek zorlaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, daha önce ABD'nin İran yaptırımlarından muaf tutulan ülkeler arasında yer alıyordu. Muafiyetlerin iptali, enerjide dışa bağımlı Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir. Türkiye, İran'dan doğal gaz ve petrol ithal ediyor; ancak son yıllarda Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Azerbaycan'dan arzı çeşitlendirerek bağımlılığı azalttı. Yine de, İran petrollerine tam ambargo, Türkiye'nin petrol ithalat maliyetini yükseltebilir ve Rusya ile Suudi Arabistan'a yönelimi artırabilir. Diplomatik açıdan ise Ankara, ABD ile ilişkilerini dengelemek ve İran'la komşuluk ilişkilerini korumak arasında hassas bir denge yürütmek zorunda. Türkiye'nin, ABD'nin yaptırım politikalarına tam olarak uyup uymayacağı, iki ülke arasındaki diğer anlaşmazlık konularıyla birlikte değerlendirilecek.