Uluslararası toplum, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını teslim etme ve Ortadoğu'da kalıcı bir istikrar sağlama amacıyla bağımsız bir Filistin devletinin kurulması çağrısını yineliyor. İsrail-Filistin çatışmasının çözümünde iki devletli model, uzun süredir Birleşmiş Milletler, ABD ve Avrupa Birliği gibi ana akım aktörlerin desteklediği tek sürdürülebilir seçenek olarak görülüyor. Ancak son yıllarda artan yerleşim faaliyetleri, siyasi tıkanıklık ve şiddet dalgaları bu vizyonu giderek daha da zorlaştırdı. Yeni bir uluslararası inisiyatifin, bu vaadi canlandırması ve bölgede barışı tesis etmesi bekleniyor.
Arka Plan: İki Devletli Çözümün Tarihsel Yolculuğu
İki devletli çözüm, ilk olarak 1947 BM Bölme Planı ile gündeme gelmiş, ancak Arap-İsrail savaşları ve ardından gelen işgallerle rafa kalkmıştı. 1993 Oslo Anlaşmaları ile yeniden canlanan süreç, Filistin Yönetimi'nin kurulmasına ve sınırlı bir özerkliğe yol açtı. Bununla birlikte, 2000'li yıllardaki Camp David ve Annapolis gibi müzakereler sonuçsuz kaldı. Bugün Batı Şeria'da 700 binden fazla İsrailli yerleşimci bulunuyor ve Gazze Şeridi, 2007'den bu yana Hamas kontrolünde abluka altında. Filistin Devleti BM'de gözlemci üye statüsüne sahip olsa da, fiilen bağımsız bir devlet olarak tanınmış değil.
Son yıllarda, İsrail'in aşırı sağ koalisyon hükümetinin attığı adımlar, iki devletli çözümü neredeyse imkansız hale getirdi. Yerleşimlerin yasallaştırılması, ilhak tehditleri ve Filistin Yönetimi'nin zayıflaması, uluslararası toplumun harekete geçmesini zorunlu kılıyor. Filistin tarafında ise siyasi bölünmüşlük (Fetih-Hamas çatışması) ve giderek artan halk memnuniyetsizliği, yeni bir diplomatik atılımı gerekli kılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyutlar
Filistin devleti kurulması, sadece Filistinliler için değil, tüm Ortadoğu için bir istikrar unsuru olacaktır. Arap dünyasında İbrahim Anlaşmaları ile başlayan normalleşme süreci, Suudi Arabistan'ın da olası katılımıyla yeni bir boyut kazanabilir. Ancak Riad, Filistin devleti olmadan İsrail'le tam normalleşmeyeceğini açıkça belirtti. Bu nedenle, Filistin devleti bir tür anahtar rol oynuyor. Ayrıca, İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırdığı bir dönemde, Filistin sorununun çözümü, İran'ın istikrarsızlaştırıcı etkisini sınırlayabilir. ABD ve Avrupa Birliği, geleneksel olarak iki devletli çözümü desteklese de, Netanyahu hükümeti ile yaşanan gerilimler bu politikayı askıya aldı. Biden yönetimi, iki devletli çözüme bağlılığını yinelerken, somut adımlar için uluslararası baskıyı artırması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel ve stratejik bir bağlılıkla yaklaşıyor. Bağımsız bir Filistin devleti, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki nüfuzunu artırabilir. Ankara, hem Filistin Yönetimi hem de Hamas ile ilişkilerini dengeleyerek, bölgede etkin bir arabulucu rolü oynuyor. Filistin devleti kurulması, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşme sürecine de olumlu katkı sağlayabilir. Ayrıca, Mavi Vatan doktrini çerçevesinde Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları üzerindeki anlaşmazlıklar, bir Filistin devletinin varlığıyla daha dengeli bir seyir izleyebilir. Ekonomik açıdan ise Filistin pazarı, Türk iş dünyası için yeni fırsatlar sunarken, bölgesel istikrar Türkiye'nin ihracat ve enerji güvenliği için hayati önem taşıyor.