İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ve baş müzakereci İsmail Bekayi, yaptığı açıklamada, Orta Doğu'da devam eden savaşın sona erdirilmesine yönelik bir anlaşmanın ABD'nin yenilgisi anlamına geleceğini söyledi. Tahran yönetimi, bölgesel güvenliğin mutlaka bölge ülkeleri tarafından sağlanması gerektiğini vurguluyor. Bu açıklama, İran'ın son haftalarda artan diplomatik temasları ve bölgesel gerilimlerin ortasında geldi.
Gelişmenin arka planı
İran'ın bu sert söylemi, ABD ve İsrail'in İran'ın nükleer programına yönelik baskılarını artırdığı bir döneme denk geliyor. Geçtiğimiz aylarda, İran destekli Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, ABD liderliğindeki askeri müdahaleyi tetiklemişti. Ayrıca, İran'ın bölgesel vekil güçleri Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki milisler aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırılarını sürdürüyor. İran yönetimi, ABD'nin bölgede askeri varlığını sürdürmesini istikrarsızlık kaynağı olarak görüyor ve bu varlığın sona ermesini talep ediyor. Bekayi'nin açıklamaları, İran'ın müzakere masasında güçlü bir pozisyon sergileme çabası olarak yorumlanıyor. Öte yandan, İsrail ile Hamas arasında ateşkes görüşmeleri devam ederken, İran'ın bu tutumu dolaylı olarak Filistin meselesine de atıfta bulunuyor. İranlı yetkililer, İsrail'in Gazze'deki saldırılarının durdurulmasını ve ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin kesilmesini istiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bekayi'nin sözleri, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda bölgenin gelecekteki güvenlik mimarisini de hedef alıyor. İran, “Bölge için bölge” konseptini savunarak, ABD ve diğer dış güçlerin bölgeden çekilmesi gerektiğini söylüyor. Bu, özellikle Basra Körfezi'ndeki Arap ülkelerinin tepkisini çekiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran'ın bölgesel hırslarından endişe duyuyor ve ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında kalmayı tercih ediyor. Ancak İran, Çin'in arabuluculuğunda Suudi Arabistan'la ilişkilerini normalleştirme yolunda adımlar attı ve bu durum bölgesel dengeleri değiştirebilir. Bekayi'nin açıklaması, aynı zamanda İran'ın nükleer müzakerelerdeki tutumuna da işaret ediyor. Tahran, ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesini bir ihanet olarak görüyor ve yeni bir anlaşma için ön koşul olarak tüm yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığının azaltılmasını şart koşuyor. Bu durum, uluslararası toplumda İran'a karşı farklı yaklaşımları beraberinde getiriyor. Avrupa Birliği, diplomasiyi tercih ederken, ABD ve İsrail askeri seçeneği masada tutuyor. Bu gerilim, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor; Hürmüz Boğazı'nda olası bir kriz, petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu politikalarını yakından ilgilendiriyor. Ankara, İran'la enerji iş birliği ve PKK'ya karşı ortak mücadele gibi konularda iş birliği yaparken, Suriye'deki nüfuz mücadelesi ve Irak'ta artan İran etkisi nedeniyle zaman zaman karşı karşıya geliyor. Tahran'ın ABD karşıtı söylemi, Türkiye'nin NATO üyesi olması ve ABD'yle stratejik ortaklığı düşünüldüğünde, Ankara için hassas bir denge oluşturuyor. Türkiye, İran'la rekabet ettiği alanlarda (örneğin Kafkasya ve Orta Asya) İran'ın bölgesel hırslarını sınırlamak isterken, ekonomik çıkarlarını da korumaya çalışıyor. Bekayi'nin “ABD yenilgisi” vurgusu, Türkiye'nin son dönemde Rusya ve Çin'le yakınlaşması bağlamında değerlendirilebilir; ancak Ankara, Batı ittifakından tamamen kopmamayı tercih ediyor. Sonuç olarak, İran'ın bu çıkışı, Türkiye'nin bölgesel politikalarını daha da karmaşık hale getirebilir.