Filistinli çiftçiler için haziran ayı, yüzyıllardır süregelen bir geleneğin, toplumsal dayanışmanın ve kış kaygılarından kurtuluşun simgesiydi. Buğday başaklarının altın rengiyle bezenen tarlalar, harman döven ailelerin yankılanan sesleriyle canlanırdı. Ancak son yıllarda, İsrailli aşırıcı yerleşimcilerin sistematik kundaklama ve şiddet eylemleri, Filistin'in tarihi buğday tarlalarını ve harman alanlarını küle çeviriyor. Haziran hasadı artık bir bereket ayı değil, kurban ayına dönüşmüş durumda.
Gelişmenin Arka Planı: Ekonomik ve Kültürel Bir Yıkım
Batı Şeria'daki yaklaşık 100.000 dönümlük tarım arazisi, son beş yılda yerleşimci şiddeti nedeniyle kullanılamaz hale geldi. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi verilerine göre 2020'den bu yana 2.500'den fazla kundaklama ve ağaç kesme olayı kaydedildi. Bu saldırıların büyük bölümü, İsrail ordusunun koruması altındaki yasadışı yerleşimciler tarafından gerçekleştiriliyor.
Filistin Tarım Bakanlığı'nın raporuna göre, sadece 2023 yılında 8.000 dönüm buğday tarlası ateşe verildi. Bu, yaklaşık 4.000 tonluk buğday kaybına yol açtı. Tahminlere göre Filistinliler'in yıllık buğday ihtiyacının yüzde 20'si bu tarlalardan karşılanıyordu. Geleneksel hasat dönemi olan haziran, şimdilerde bir teyakkuz ayına dönüşmüş durumda. Çiftçiler gece nöbeti tutarak tarlalarını korumaya çalışıyor, ancak silahlı yerleşimci grupları karşısında savunmasız kalıyor.
Bu saldırılar, yalnızca ekmeklik tahıl üretimini değil, aynı zamanda Filistin kültürünün bin yıllık bir parçasını da yok ediyor. Harman döneminin toplumsal ritüelleri, şarkıları ve dayanışma gelenekleri, yerini yas ve çaresizliğe bırakmış durumda. Nablus yakınlarındaki bir köyde çiftçilik yapan Ebu Muhammed, "Buğday başakları, atalarımızın bize mirasıydı. Şimdi onların külleri havaya karışıyor" diyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Gıda Güvenliğine Bir Tehdit
Filistin'deki tarımsal yıkım, bölgesel gıda güvenliği açısından ciddi bir alarm zili çalıyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla zaten kırılganlaşan küresel tahıl tedarik zincirleri, bir de Filistin üretiminin kaybıyla daha da daralıyor. Dünya Gıda Programı, Batı Şeria'daki gıda güvensizliğinin kritik seviyelere ulaştığını, nüfusun yüzde 30'unun yeterli besine erişemediğini belirtiyor.
İsrail hükümeti, yerleşimci şiddetine karşı sınırlı önlemler alsa da, uluslararası toplum bu durumu "sistematik bir etnik temizlik ve tarım soykırımı" olarak yorumluyor. Birleşmiş Milletler, İsrail'in uluslararası hukuk uyarınca işgal altındaki topraklarda sivil halkın tarımsal faaliyetlerini korumakla yükümlü olduğunu hatırlatıyor. Ancak bu çağrılar, yerleşimci şiddetini önlemede yetersiz kalıyor.
Bu olaylar, aynı zamanda küresel tarım politikalarına da bir uyarı niteliği taşıyor. Yerel gıda egemenliği ve geleneksel tarım yöntemlerinin korunması, çatışma bölgelerinde hayatta kalmanın anahtarı haline geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Filistinli çiftçilerin yaşadığı bu trajedi, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, uzun yıllardır Filistin'e tarımsal kalkınma yardımı sağlıyor; ancak yerleşimci şiddetinin yarattığı yıkım, bu yardımların etkisini kısıtlıyor. Bu gelişme, aynı zamanda Türkiye'nin tarımda dışa bağımlılığını azaltma çabalarına da ışık tutuyor. NATO üyesi bir ülke olarak Türkiye, bölgede gıda güvenliğini sağlamak için Filistin'deki tarımsal üretimi korumaya yönelik diplomatik ve insani girişimlerde bulunabilir. Kriz, Türk dış politikasında Filistin'deki toprak işgaline karşı daha güçlü bir duruşu haklı çıkarıyor.