İran Dışişleri Bakanlığı, ülkenin nükleer programına ilişkin uluslararası müzakerelerde önerilen anlaşma metniyle ilgili henüz nihai bir karar alınmadığını duyurdu. Tahran yönetimi, başta Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere taraflarla yürütülen dolaylı görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ancak bazı kritik konularda mutabakat sağlanamadığını belirtti. İranlı yetkililer, kalan pürüzlerin giderilmesi için müzakerelerin aktif şekilde sürdüğünü vurguluyor. Bu açıklama, Ortadoğu'da tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde geldi. İsrail ve ABD'nin İran'ın nükleer faaliyetlerine yönelik endişeleri sürerken, Tahran yönetiminin anlaşma sürecinde elini güçlü tutmaya çalıştığı görülüyor.
Gelişmenin arka planı
İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/JCPOA), Tahran'ın nükleer programını kısıtlama karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak ABD'nin 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlaması, anlaşmanın temelinden sarsılmasına yol açtı. İran da buna karşılık nükleer yükümlülüklerini kademeli olarak ihlal etti. 2021'den bu yana Viyana'da yürütülen müzakerelerde taraflar, anlaşmayı canlandırmaya çalışıyor. Son aylarda AB'nin arabuluculuğunda yeni bir metin üzerinde uzlaşı sağlanmaya çalışılıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, haftalık basın toplantısında, önerilen anlaşmanın henüz nihai olmadığını ve Tahran'ın kırmızı çizgileri konusunda taviz vermeyeceğini yineledi.
Kenani, özellikle İran Devrim Muhafızları'nın terör listesinden çıkarılması ve ekonomik garantiler konusunda ABD'den somut adımlar beklediklerini ifade etti. Taraflar arasındaki en büyük anlaşmazlık noktalarından biri de İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesi ve geçmişe dair Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) sorularına yanıt verilmesi. İran, UAEA denetçilerine bazı tesislerdeki erişim iznini sınırlandırmış durumda. Bu durum, anlaşmanın yeniden canlandırılmasını zorlaştıran faktörler arasında sayılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran nükleer anlaşmasının akıbeti, yalnızca Tahran ve Batı arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programına karşı kendi nükleer enerji programlarını geliştirme eğiliminde. İsrail ise anlaşmaya en sert karşı çıkan ülke konumunda. Netanyahu hükümeti, İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek için askeri seçenekler de dahil olmak üzere tüm opsiyonları masada tutuyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İran'la diplomatik yolu tercih etse de Kongre'deki Cumhuriyetçiler ve bazı Demokratlar anlaşmaya şüpheyle yaklaşıyor. Öte yandan Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası enerji krizi, İran'ın doğalgaz rezervlerini Avrupa için alternatif bir kaynak haline getirebilir. Ancak anlaşmanın akıbeti belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, önümüzdeki haftalarda tarafların nihai kararını vermesi gerektiğini belirtiyor. Aksi halde İran'ın nükleer programındaki ilerleme, bölgede yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak İran nükleer anlaşmasının akıbetini yakından takip ediyor. Anlaşmanın yeniden canlanması, İran'dan doğalgaz ve petrol tedarikini kolaylaştırabilir ve fiyat istikrarı sağlayabilir. Ayrıca bölgesel gerilimin azalması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik endişelerini dolaylı olarak hafifletebilir. Ancak anlaşmanın başarısız olması halinde, İran'a yönelik olası bir askeri müdahale veya yeni yaptırımlar, Türkiye'yi ekonomik ve güvenlik açısından olumsuz etkileyebilir. Ankara, bu nedenle İran'la diyaloğu sürdürerek hem enerji ticaretini korumayı hem de bölgesel istikrara katkı sağlamayı hedefliyor.