İran nükleer anlaşması olarak bilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) tarafları, anlaşmanın imzalandığı 2015 yılından bu yana ilk kez karşı karşıya geldi. Her iki taraf da anlaşmayı imzalamış olmasına rağmen, vaat edilenlerin hayata geçirilmesinde yaşanan başarısızlık, yeni bir müzakere sürecini zorunlu kıldı. Şimdi başlayan 60 günlük müzakere penceresi, imzalanan metin ile teslim edilebilenler arasındaki uçurumun kapatılıp kapatılamayacağını test edecek.
Anlaşmanın arka planı ve mevcut durum
2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında imzalanan JCPOA, İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018'de ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlaması, anlaşmanın dengesini bozdu. İran da buna karşılık nükleer yükümlülüklerini kademeli olarak ihlal etti. Son iki yılda Viyana'da yürütülen dolaylı müzakereler belirli bir ilerleme kaydetmiş olsa da, taraflar arasındaki güven eksikliği ve farklı beklentiler anlaşmanın tam olarak uygulanmasını engelledi. ABD'nin İran Devrim Muhafızları'nı terör örgütü listesinden çıkarma konusundaki isteksizliği ve İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltmesi, krizi daha da derinleştirdi. Şimdi ise taraflar, 60 günlük bir süre zarfında somut adımlar atmayı kabul etti. Bu süreçte İran'ın nükleer faaliyetlerini dondurması ve ABD'nin de bazı yaptırımları hafifletmesi bekleniyor. Ancak geçmiş deneyimler, bu tür taahhütlerin uygulanmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran nükleer anlaşmasının akıbeti sadece tarafları değil, tüm Orta Doğu'yu ve küresel güvenlik düzenini etkiliyor. Anlaşmanın çökmesi durumunda İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine ulaşması, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi bölgesel aktörleri de nükleer silahlanma yarışına itebilir. Bu, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik dengesini tamamen bozabilir. Öte yandan, ABD'nin anlaşmaya geri dönüşü, Biden yönetiminin dış politika öncelikleri arasında yer alıyor. Ancak Kongre'deki muhalefet ve İran'ın artan talepleri, bu süreci zorlaştırıyor. Rusya ve Çin ise anlaşmanın devamından yana bir tutum sergiliyor; özellikle Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile yaşadığı gerilimde İran'ı önemli bir ortak olarak görüyor. Avrupa Birliği ise arabulucu rolünü sürdürmeye çalışıyor. Önümüzdeki 60 gün, tüm bu jeopolitik dengelerin yeniden şekillenmesine tanıklık edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer anlaşmasının uygulanmasından doğrudan etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Anlaşmanın başarısız olması halinde İran'ın olası bir nükleer silah kapasitesi, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artıracak ve bölgesel dengeleri bozacaktır. Ekonomik boyutta ise yaptırımların devamı, İran ile Türkiye arasındaki ticaret hacmini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, enerji ihtiyacının bir kısmını İran'dan karşıladığı için bu durum doğrudan bir risk oluşturuyor. Diplomatik olarak Ankara, hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengelemek durumunda kalacak. Bu nedenle Türkiye, anlaşmanın devamından yana bir pozisyon almakla birlikte, yaşanacak her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmalıdır.