İran, ABD'yi Ortadoğu'dan çıkarmak amacıyla bölgede tansiyonu yükseltme stratejisi izliyor. Tahran yönetimi, vekil güçler aracılığıyla ABD askeri varlığına ve müttefiklerine yönelik saldırıları artırırken, nükleer programını da pazarlık kozu olarak kullanıyor. Son aylarda Irak ve Suriye'deki ABD üslerine yönelik saldırılar, Kızıldeniz'de Husi isyancılarının ticari gemilere yönelik eylemleri ve İsrail-Hamas çatışması, İran'ın bölgesel tırmanma stratejisinin parçaları olarak görülüyor. Bu politika, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sorgulatmayı ve İran'ın nüfuz alanını genişletmeyi hedefliyor.
İran'ın Tırmanma Stratejisinin Arka Planı
İran'ın bölgesel stratejisi, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ABD'yi başlıca tehdit olarak görmesi ve etki alanını genişletme çabasına dayanıyor. Son yıllarda özellikle Suriye iç savaşına doğrudan müdahale, Irak'ta Şii milis güçlerine destek, Lübnan Hizbullahı ve Yemen'deki Husilerle ilişkiler, İran'ın "direniş ekseni" olarak adlandırdığı ağın temel taşlarını oluşturuyor. Bu ağ sayesinde İran, ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik bir tehdit oluşturabiliyor. Tahran, özellikle 2015 nükleer anlaşmasının ardından ekonomik yaptırımların hafifletilmesiyle elde ettiği kaynakları, bölgesel politikalarını finanse etmek için kullandı. Ancak 2018'de ABD'nin anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, İran'ı daha agresif bir tutuma itti. İran, nükleer programını genişleterek uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkardı ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) ile işbirliğini sınırladı. Bu adımlar, Batı ile müzakerelerde elini güçlendirme amacı taşıyor.
İran'ın tırmanma politikasının bir diğer ayağı da deniz yollarındaki faaliyetleri. Hürmüz Boğazı'nda ve Basra Körfezi'nde ABD ve müttefiklerine ait gemilere yönelik tacizler, İran'ın deniz gücünü ve bölgedeki etkisini gösterme çabası. Ayrıca İran, Sana'a'daki Husi hükümetine verdiği destekle Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları teşvik ediyor. Bu eylemler, küresel ticaretin önemli bir koridoru olan Kızıldeniz'de güvenliği tehdit ediyor ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırmasına yol açıyor. İran, bu tür eylemlerle ABD'yi bölgede daha fazla asker bulundurmaya zorlayarak, Amerikan kaynaklarını tüketmeyi ve ABD'nin bölgeden çekilmesini hızlandırmayı umuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın tırmanma stratejisi, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan güç dengesini daha da karmaşık hale getiriyor. ABD, İran'ın vekil güçlerine karşı caydırıcılık sağlamak için bölgede ek askeri varlık konuşlandırdı; uçak gemisi grupları ve stratejik bombardıman uçakları bölgeye gönderildi. Ancak bu adımlar, İran'ın tırmanmayı daha da artırmasına neden olabiliyor. Örneğin, ABD'nin Suriye ve Irak'taki İran bağlantılı hedeflere yönelik hava saldırıları, İran yanlısı milislerin ABD üslerine yönelik roket saldırılarını tetikliyor. Bu karşılıklı tırmanma, bölgede daha geniş bir çatışma riskini artırıyor.
İran'ın nükleer programı da uluslararası alanda endişe kaynağı. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini genişletmesi, nükleer silah edinme eşiğine yaklaştığı yorumlarına yol açıyor. Batılı ülkeler, İran'ın nükleer programını sivil olmayan amaçlarla kullanabileceğinden endişe ediyor. İran ise programının barışçıl olduğunu savunuyor. Diplomatik çabalar ise sonuçsuz kalmış durumda; 2015 anlaşmasını canlandırma müzakereleri yıllardır sürüncemede. İran'ın tırmanma stratejisi, bu müzakerelerde Batı'yı tavize zorlama amacı da taşıyor.
Bölgesel aktörlerin tutumu da önemli. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'ın artan saldırganlığından endişeli ve ABD'den daha fazla güvenlik garantisi talep ediyor. İsrail ise İran'ın nükleer programına yönelik askeri seçenekleri masada tutuyor. Türkiye ise İran ile karmaşık bir ilişki yürütüyor: bir yandan ekonomik işbirliği ve diplomatik kanallar açık, diğer yandan bölgesel çatışmalarda farklı taraflarda yer alabiliyor. İran'ın tırmanma politikası, Türkiye'nin sınır güvenliği ve enerji arz güvenliği açısından riskler barındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın ABD'yi bölgeden çıkarma stratejisi, Türkiye için hem fırsat hem de riskler taşıyor. ABD'nin bölgeden çekilmesi, Türkiye'nin bölgesel etkisini artırabilir; ancak İran'ın nüfuz alanının genişlemesi, Türkiye'nin çıkarlarıyla çatışabilir. Özellikle Irak ve Suriye'de İran yanlısı milislerin güçlenmesi, Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit ediyor. Enerji açısından, İran'ın tırmanma politikası Basra Körfezi'nde istikrarsızlığa yol açarak petrol fiyatlarını yükseltebilir ve Türkiye'nin enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki ilerleme, bölgede nükleer yayılma riskini artırarak Türkiye'nin güvenlik hesaplarını etkiliyor. Türkiye, diplomasi kanallarını açık tutarak İran ile ABD arasında denge gözetmeli ve bölgesel istikrar için aktif rol oynamalı.