İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran ile yürütülen nükleer müzakerelere ilişkin açıklamalarını sert bir dille eleştirerek, Trump'ın 'döngüde gösteri diplomasisi' yürüttüğünü söyledi. Kalibaf'ın bu çıkışı, Trump'ın daha önce yaptığı 'görüşmelerin sürdüğü ve savaşın çok yakında sona ereceği' yönündeki açıklamalarına bir yanıt olarak geldi. İranlı yetkili, ABD Başkanı'nın sürekli tekrarlanan bu tür söylemlerinin gerçek bir müzakere niyetini yansıtmadığını, aksine kamuoyuna yönelik bir gösteri olduğunu vurguladı.
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, İran ile nükleer program konusunda görüşmelere devam ettiğini ve savaşın 'çok yakında' sona ereceğini iddia etti. Trump ayrıca, İran'ın bu sürece daha fazla dayanamayacağını, ekonomik baskılar ve askeri tehditler karşısında geri adım atmak zorunda kalacağını öne sürdü. Bu açıklamalar, Washington ile Tahran arasında uzun süredir devam eden gerilimin ortasında geldi.
Kalibaf ise bu söylemlere tepki göstererek, Trump'ın aynı senaryoyu sürekli tekrarladığını, ancak bunun gerçek bir müzakere iradesinden yoksun olduğunu belirtti. İran Meclis Başkanı, 'ABD yönetimi, İran'a yönelik azami baskı politikasını sürdürmekte ve müzakereleri bir araç olarak değil, bir gösteri olarak kullanmaktadır' dedi. Kalibaf, İran'ın ulusal çıkarlarını korumakta kararlı olduğunu ve hiçbir baskının bu tutumu değiştiremeyeceğini ifade etti.
Bu açıklamalar, 2015'te imzalanan ve ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) kaderine ilişkin tartışmaların yeniden alevlendiği bir dönemde geldi. İran, anlaşmanın ardından uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmış, ancak ABD'nin çekilmesi ve yaptırımların yeniden uygulanması sonrasında bu taahhütlerini kısmen askıya almıştı. Müzakereler, İran'ın nükleer programının geleceği ve yaptırımların kaldırılması konularında kilit öneme sahip.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu söylem savaşı, yalnızca iki ülke arasındaki ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor. İran'ın nükleer programı, bölgesel güvenlik mimarisinin merkezinde yer alırken, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de endişelerini artırıyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için askeri seçenekleri masada tuttuğunu sık sık dile getiriyor.
Diğer yandan, Çin ve Rusya'nın İran ile yakın ilişkileri, müzakerelerin küresel boyutunu ortaya koyuyor. Özellikle Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile yaşadığı gerilimde İran'ı stratejik bir ortak olarak görüyor. Bu nedenle, İran nükleer dosyasındaki bir anlaşma ya da çöküş, yalnızca Washington ve Tahran'ı değil, küresel güç mücadelesini de doğrudan etkileyecek nitelikte.
Uzmanlar, Kalibaf'ın sert söyleminin, İran'ın müzakere masasındaki elini güçlendirme amaçlı olabileceğini, ancak aynı zamanda iç kamuoyuna yönelik bir mesaj olduğunu da değerlendiriyor. İran'da ekonomik kriz derinleşirken, hükümetin Batı'ya karşı tavizkar görünmekten kaçınması gerekiyor. Bu bağlamda, tarafların birbirine yönelik suçlamaları, gerçek bir diyalog zemini arayışından çok, pozisyon alma amacı taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırına sahip olması ve enerji ithalatında İran'a bağımlılığı nedeniyle bu gerilimi yakından takip ediyor. Olası bir askeri çatışma ya da İran'ın nükleer silah elde etmesi, Türkiye'nin güvenliğini ve bölgesel istikrarını doğrudan tehdit eder. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözümü destekliyor. Ancak Türkiye'nin, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarına tam olarak uymaması ve iki ülkeyle de ilişkilerini dengelemesi, dış politikasında hassas bir denge unsuru oluşturuyor. Türkiye, müzakerelerin başarısız olması halinde ortaya çıkabilecek yeni bir göç dalgası ve terör riski gibi sorunlarla karşı karşıya kalabilir.