ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik "azami baskı" politikası, Tahran'ın direnişi ve bölgesel manevraları karşısında adeta bir labirentte sıkışmış durumda. ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü ekonomik abluka ve askeri yıldırma stratejisi, Tahran'ı diz çöktürmek bir yana, İran'ın elini güçlendiriyor. Uzmanlara göre, İran yönetimi bu baskıyı kendi lehine çevirerek hem içerideki muhalefeti bastırıyor hem de bölgesel ağını genişletiyor. Washington'un bu çıkmazı, Ortadoğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirirken, Türkiye gibi bölge ülkelerini de yakından ilgilendiriyor.
Azami baskının geri tepmesi
Trump yönetimi, 2018'de nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran'a yönelik yaptırımları yeniden devreye soktu ve petrol ihracatını hedef alarak ekonomiyi boğmayı amaçladı. Ancak İran, bu baskıya rağmen petrol ihracatını Çin'e yönlendirerek ve gayri resmi kanallar kullanarak sürdürmeyi başardı. Tahran ayrıca, nükleer programını hızlandırarak uranyum zenginleştirme oranını artırdı ve uluslararası topluma karşı elini güçlendirdi. Bu durum, ABD'nin baskı politikaşının beklenenin aksine İran'ı müzakere masasına çekmek yerine daha da radikalleştirdiğini gösteriyor.
Öte yandan, İran'ın bölgesel nüfuzu da artarak devam ediyor. Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki rejim güçleri üzerinden etkisini sürdüren Tahran, Suudi Arabistan ve İsrail'e karşı "çevreleme" stratejisini başarıyla uyguluyor. ABD'nin bu ağlara doğrudan müdahil olma isteği ise, bölgesel bir çatışma riskini beraberinde getiriyor. Özellikle Basra Körfezi'nde yaşanan tanker krizleri ve insansız hava aracı düşürme olayları, tansiyonu artıran gelişmeler olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD'nin İran ile yaşadığı bu açmaz, sadece Ortadoğu'yu değil, küresel enerji güvenliğini ve uluslararası ticareti de etkiliyor. Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol sevkiyatının tehdit altında olması, dünya petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oluyor. Avrupa ülkeleri, ABD'nin yaptırımlarına rağmen INSTEX adlı ödeme mekanizmasıyla İran ile ticareti sürdürmeye çalışıyor ancak bu çabalar yetersiz kalıyor. Rusya ve Çin ise İran'ı Batı'ya karşı bir koz olarak görüyor ve Tahran ile ekonomik ve askeri işbirliğini derinleştiriyor.
Bu tablo, ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonyasının sorgulanmasına yol açıyor. Washington'un müttefikleri olan İsrail ve Suudi Arabistan, İran tehdidine karşı ABD'nin kararlılığından şüphe duymaya başladı. Bu durum, bölgede yeni ittifak arayışlarını hızlandırdı. İsrail, Körfez ülkeleriyle normalleşme sürecini sürdürürken, İran'a karşı ortak bir cephe oluşturma çabaları öne çıkıyor. Ancak İran'ın bu ittifaka karşı koyabilecek kapasiteye sahip olduğu ve asimetrik saldırı yeteneklerini geliştirdiği biliniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile hem komşuluk hem de enerji bağımlılığı nedeniyle bu gelişmelere kayıtsız kalamaz. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, Türkiye'nin enerji ithalatında yeni riskler doğururken, Ankara'nın Washington ile Tahran arasında denge politikası izlemesini zorunlu kılıyor. Ayrıca, İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, bu süreçte hem ABD ile ilişkilerini hem de İran ile sınır güvenliği işbirliğini gözetmek zorunda. ABD'nin İran politikasının tıkanması, Türkiye'ye bölgesel bir krizde arabuluculuk fırsatı sunabilir; ancak bu, ABD'nin Ankara üzerindeki baskısını da artırabilir.