ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Amerikan Kongresi'ne yaptığı kapalı oturumda İran ile savaşın sona erdiğini açıklarken, Körfez bölgesinde art arda patlamalar yaşanıyor. İran'ın batısındaki askeri tesisler ile Kuveyt ve Bahreyn'deki kritik altyapı noktalarına düzenlenen saldırılar, bölgesel bir çatışmanın yeniden alevlenip alevlenmediği sorusunu gündeme getirdi. Saldırıların sorumlusu henüz netleşmezken, gözler Washington ve Tahran arasındaki kırılgan dengede.
Arka plan: Rubio'nun açıklamaları ve sahadaki gerçekler
Rubio'nun Kongre'ye verdiği brifingde "İran savaşı sona erdi" ifadesini kullanması, ABD yönetiminin İran'a yönelik askeri operasyonlarının durduğuna işaret etse de, sahadan gelen haberler bunun tersini gösteriyor. İran'ın Kirmanşah eyaletinde bulunan bir devrim muhafızları üssüne kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen saldırıda en az 12 asker hayatını kaybetti. Aynı saatlerde Kuveyt'in kuzeyindeki bir petrol rafinerisinde patlama meydana geldi; Bahreyn'de ise bir askeri helikopter pisti hedef alındı. Saldırıların eş zamanlı olması, bunların koordineli bir harekatın parçası olduğu şüphesini doğuruyor.
Uzmanlar, Rubio'nun açıklamasının aslında ABD'nin İran'a karşı geniş çaplı bir askeri müdahale planının olmadığı anlamına geldiğini, ancak vekil güçler veya bölgesel aktörler aracılığıyla yürütülen düşük yoğunluklu çatışmaların devam edebileceğini belirtiyor. İran'ın bu saldırılara misilleme yapması halinde, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının yeniden hedef alınabileceği endişesi hakim.
Bölgesel boyut: Körfez ülkeleri alarmda
Kuveyt ve Bahreyn'in hedef alınması, sadece İran ile ABD arasındaki gerilimi değil, aynı zamanda Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerinin güvenlik algılarını da derinden etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, saldırıların ardından acil güvenlik toplantıları düzenlerken; Katar, arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdı. Bahreyn'de Şii nüfusun yoğun olduğu bölgelerde protestolar yeniden başlarken, Kuveyt hükümeti petrol tesislerinin güvenliğini artırma kararı aldı.
İran tarafından yapılan resmi açıklamada, ülkesine yönelik saldırının "terörist gruplar" tarafından gerçekleştirildiği belirtilirken, dolaylı olarak ABD ve İsrail'i suçlayan ifadeler kullanıldı. Tahran yönetimi, BM Güvenlik Konseyi'ne şikayette bulunacağını duyurdu. Öte yandan, İsrail'den henüz resmi bir açıklama gelmezken, İran'a yakın kaynaklar bu saldırının arkasında İsrail'in olduğunu iddia ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Körfez'deki bu gelişmeler, Türkiye için çok boyutlu bir öneme sahip. Birincisi, enerji güvenliği açısından kritik: Türkiye, ham petrol ithalatının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden karşılıyor; Kuveyt'teki rafineri saldırısı petrol fiyatlarını yukarı çekerek Türkiye'nin cari açığını artırabilir. İkincisi, bölgesel güç rekabeti: İran-ABD gerilimi Türkiye'yi taraf olmaya zorlayabilir; Ankara, hem Irak'taki PKK varlığı hem de Suriye'deki İran nüfuzu nedeniyle temkinli bir denge politikası izlemek durumunda. Üçüncüsü, NATO yükümlülükleri: Türkiye, Körfez'deki müttefik üsleri (İncirlik, Konya) üzerinden ABD operasyonlarına ev sahipliği yapıyor; yeni bir çatışma, bu üslerin hedef haline gelme riskini doğurabilir. Sonuç olarak, Türkiye'nin diplomatik girişimlerini hızlandırması ve bölgesel istikrarı koruyacak bir arabuluculuk rolü üstlenmesi beklenebilir.