Tahran yönetimi, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının, ABD ile İran arasında varılan anlaşmayı tehlikeye attığını duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Lübnan’daki bu saldırılar, anlaşmanın ruhuna aykırıdır ve bölgesel barışı sabote etmektedir” ifadeleri kullanıldı. İran ayrıca, bu saldırıların devamı halinde “sert bir yanıt” verileceği uyarısında bulundu. Gelişmeler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki bağları da gererken, Beyrut’ta artan şiddet olayları bölgesel istikrarı yeniden tehdit ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran ile ABD arasında yıl başında büyük ölçüde varılan anlaşma, İran’ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini öngörüyordu. Ancak bu denge, İsrail’in sık sık Lübnan sınırında gerçekleştirdiği askeri operasyonlarla sarsılıyor. İran yönetimi, Hizbullah’a verdiği destekle biliniyor ve Lübnan’daki Şii hareketine yönelik herhangi bir tehdidi kendine yapılmış sayıyor. Öte yandan, İsrail Başbakanı Netanyahu, İran’ın anlaşmayı ihlal ettiğini iddia ederek Trump yönetimine daha sert bir tutum çağrısı yapıyor. Trump ise 2024 seçimleri öncesinde ortadoğu’da yeni bir kriz istemediği için Netanyahu’nun baskılarına direniyor.
Bu hafta Lübnan’ın güneyinde meydana gelen çatışmalarda 12 sivil hayatını kaybetti, İsrail ise operasyonlarının Hizbullah mevzilerine yönelik olduğunu savunuyor. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, “Lübnan topraklarına yapılan bu saldırılar, anlaşmayı baltalamaya yönelik açık bir girişimdir. Biz uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm adımları atmaya hazırız” dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ortadoğu’daki bu yeni gerilim, sadece İran-İsrail düşmanlığını değil, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki ittifak dengelerini de etkiliyor. Trump, seçim dönemi öncesinde dış politika başarısı olarak İran anlaşmasını göstermek isterken, Netanyahu ise İran’ın nükleer kapasitesinin tamamen durdurulmasını talep ediyor. Bu çekişme, ABD Kongresi’nde de yankı buluyor; Demokratlar İran’la diyaloğu desteklerken, Cumhuriyetçi kanat İsrail’e daha fazla destek verilmesi çağrısında bulunuyor. Arap Birliği ise Lübnan’ın egemenliğine saygı gösterilmesi çağrısı yaparken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri sessiz kalmayı tercih ediyor. Rusya ve Çin ise BM Güvenlik Konseyi’nde taraflar arasında arabuluculuk teklif ediyor ancak şimdilik somut bir adım atılmış değil.
Uzmanlar, bu krizin İran’ı daha agresif bir tutuma itebileceğini, hatta Hürmüz Boğazı’nda yeni provokasyonlara yol açabileceğini belirtiyor. Öte yandan, Lübnan’daki insani durum hızla kötüleşirken, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği bölgeden 50 bin kişinin yerinden edildiğini açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan’daki gelişmeleri yakından izliyor. Suriye iç savaşından bu yana bölge istikrarına önem veren Ankara, İran-ABD anlaşmasının bozulmasından endişe duyuyor. Olası bir gerilim, Türkiye’nin enerji güvenliğini ve Doğu Akdeniz’deki konumunu doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, Lübnan’daki Türk varlığı ve yardım kuruluşları aracılığıyla insani krize müdahale etme kapasitesi sorgulanabilir. Türkiye, hem İran hem de İsrail ile diplomatik ilişkilerini korumaya çalışırken, çatışmanın yayılması durumunda bölgesel güç olarak arabuluculuk yapması gerekebilir. Bu nedenle, Türkiye’nin sessiz diplomasisi ve acil durum planları kritik önem taşımaktadır.