İsrail, 17 Haziran'da Lübnan'ın güneyindeki çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, Orta Doğu savaşında Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına varıldığı yönündeki haberlerin ardından geldi. Ancak anlaşmanın içeriği henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil. ABD, anlaşma kapsamında İsrail'in uluslararası sınırlara çekilmek zorunda kalmayacağını doğrulasa da, tam koşullar belirsizliğini koruyor. İsrailli yetkililer, saldırıların 'ABD-İran anlaşması netleşene kadar' süreceğini belirtti.
Saldırıların arka planı: Ateşkesin gölgesinde çatışma
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları, bölgede haftalardır süren gerilimin bir parçası. Geçtiğimiz aylarda İsrail ve Lübnan Hizbullah'ı arasında sınır ötesi çatışmalar yaşanmış, uluslararası toplum ateşkes çağrılarını artırmıştı. ABD ve Fransa'nın arabuluculuğunda yürütülen müzakereler sonucunda bir anlaşmaya varıldığı bildirilmiş olsa da, anlaşmanın detayları medyaya sızdırılmadı. Özellikle anlaşmanın Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve güney Lübnan'daki varlığına ilişkin maddeler içerdiği iddia ediliyor, ancak resmi bir kaynak bu bilgiyi doğrulamış değil. İsrail, saldırılarını güvenlik kaygılarıyla gerekçelendiriyor ve İran'ın bölgedeki nüfuzunu azaltmayı hedeflediğini vurguluyor.
Öte yandan, Lübnan hükümeti ve Hizbullah, İsrail'in saldırılarını kınayarak, ateşkes anlaşmasının ihlali olarak nitelendirdi. Lübnan Başbakanı Necib Mikati, uluslararası toplumu İsrail üzerinde baskı kurmaya çağırdı. Saldırılarda sivillerin zarar gördüğüne dair haberler mevcut; ancak can kaybı sayısı henüz netleşmiş değil.
Bölgesel ve küresel boyut: ABD-İran anlaşmasının belirsizliği
İsrail'in Lübnan saldırıları, ABD ile İran arasında yürütülmekte olan nükleer anlaşma müzakereleriyle doğrudan bağlantılı. İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik endişelerini sürekli dile getiriyor ve olası bir ABD-İran anlaşmasının, İran'ın bölgedeki vekil güçleri olan Hizbullah ve Hamas üzerindeki etkisini hafifleteceği yönünde uyarılarda bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarını 'meşru müdafaa' olarak tanımlasa da, anlaşmanın netleşmemesi nedeniyle İsrail'in tutumunun değişebileceği sinyalini veriyor.
Analistlere göre, İsrail'in bu saldırılarla amacı, ABD-İran müzakerelerinde elini güçlendirmek ve İran'ın müzakerelerdeki pozisyonunu zayıflatmak. Aynı zamanda, Lübnan üzerindeki askeri baskıyı artırarak Hizbullah'ı güney sınırından çekilmeye zorlamak ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanmasını sağlamak. Bu karar, 2006 savaşından bu yana Litani Nehri'nin güneyinde Hizbullah dışında silahlı bir varlık bulunmamasını öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Lübnan hattında yaşanan bu gelişmeleri dikkatle izlemektedir. Ankara, geçmişte Lübnan'ın istikrarına verdiği önemi vurgularken, İsrail'in saldırılarını kınamış ve ateşkes çağrısı yapmıştır. Türkiye, bölgesel güvenlik açısından Lübnan'ın parçalanmasını istemez, zira bu durum Suriye'den gelen göç dalgasını artırabilir ve Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiğini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD-İran anlaşmasının şekillenmesi, Türkiye'nin İran ile olan ticari ve enerji ilişkilerini de doğrudan etkileyecektir. Ankara'nın, İsrail'in bu hamlelerine karşı diplomatik girişimlerini artırması ve Birleşmiş Milletler nezdinde Lübnan'ın toprak bütünlüğünü savunması beklenmektedir.