ABD'nin Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmasının ardından İran, Irak'ta daha geniş bir manevra alanı elde etti. Ancak Tahran için asıl sınav şimdi başlıyor: Washington'u ülkeden çıkarmak görece kolay kısımdı; şimdi bu boşluğu kalıcı bir nüfuza dönüştürmek ve istikrarsızlığı tetiklemeden müttefik milisleri yeniden canlandırmak çok daha zorlu bir denklem olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Irak, 2003'teki ABD işgalinden bu yana İran için hem stratejik derinlik hem de güvenlik tehdidi kaynağı oldu. ABD'nin 2021'de savaş görevini sona erdirmesinin ardından ülkede kalan yaklaşık 2.500 asker, danışmanlık ve eğitim misyonu adı altında varlığını sürdürüyordu. Ancak İran yanlısı milis grupların artan saldırıları ve Bağdat yönetiminin baskısı sonucu Washington, asker sayısını kademeli olarak azaltma kararı aldı. Bu süreçte İran, Irak siyasetinde Şii partiler ve Haşdi Şabi gibi unsurlar üzerinden etkisini derinleştirdi. 2018'de Irak'ta yapılan seçimlerden bu yana İran yanlısı bloklar parlamentoda ağırlık kazandı; 2022'de kurulan hükümette de Tahran'a yakın isimler kilit bakanlıklara getirildi.
ABD'nin çekilme süreci, İran için iki yönlü bir sonuç doğurdu: Bir yandan bölgedeki en büyük askeri tehdit unsuru zayıflarken, diğer yandan Irak'taki farklı aktörler arasında denge kurma sorumluluğu arttı. Irak'ta Şii, Sünni ve Kürt gruplar arasındaki hassas güç dengesi, İran'ın tek taraflı hareket etmesini zorlaştırıyor. Ayrıca ülkedeki ekonomik kriz, yolsuzluk ve altyapı sorunları, İran'ın nüfuzunu kalıcı kılmak için yalnızca milis gücüne değil, ekonomik yatırımlara da ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Tahran'ın Irak'a yönelik ticaret hacmi yıllık 10 milyar doları aşsa da, bu ilişki Irak'ın enerji ve elektrik ihtiyacını karşılamada İran'a bağımlılığını sürdürüyor; bu da zaman zaman kesintilere ve siyasi krizlere yol açıyor.
İran'ın müttefik milisleri yeniden canlandırma çabası, Irak içinde ve dışında tepkilere neden oluyor. Haşdi Şabi bünyesindeki bazı gruplar, son aylarda ABD üslerine ve diplomatik temsilciliklere yönelik saldırılarını artırdı. Bu saldırılar, Bağdat'ın egemenlik iddialarını zayıflatırken, Irak'ın uluslararası toplumla ilişkilerini de geriyor. İran, bu milisleri kontrol altında tutarak hem ABD'ye karşı caydırıcılık sağlamak hem de Irak merkezi hükümeti üzerindeki baskısını sürdürmek istiyor. Ancak milislerin bağımsız hareket etme eğilimi, Tahran'ın işini zorlaştırıyor; kontrolsüz bir tırmanma, İran'ın kendi çıkarlarına zarar verebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın Irak'taki konumu, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerle sınırlı değil. Bu durum, Körfez ülkeleri, Türkiye, ABD ve Avrupa için de doğrudan sonuçlar doğuruyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın Irak'ta artan etkisini kendi güvenliklerine tehdit olarak görüyor. Özellikle 2019'da Suudi Aramco tesislerine yapılan saldırıların arkasında İran destekli grupların olduğu iddiası, bölgesel gerilimi artırmıştı. ABD ise Irak'tan çekilse de, bölgedeki askeri varlığını Körfez ülkeleri ve Ürdün'de sürdürüyor; ayrıca İran'ı çevreleme politikası kapsamında yaptırımları ve istihbarat desteğini devam ettiriyor.
Küresel petrol piyasaları açısından Irak, OPEC'in en büyük ikinci üreticisi konumunda. İran'ın Irak'taki istikrarsızlığı körüklemesi, petrol arzında kesintilere ve fiyat dalgalanmalarına yol açabilir. Bu da küresel enerji güvenliğini doğrudan etkiler. Ayrıca İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde Irak kartı önemli bir pazarlık unsuru olabilir; Tahran, Irak'taki nüfuzunu Batı'ya karşı bir koz olarak kullanabilir.
İran'ın Irak'ta karşı karşıya olduğu en büyük zorluk, nüfuzunu kurumsallaştırmak. Bunun için siyasi partiler, milisler ve ekonomik ağlar üzerinden bir yönetişim modeli inşa etmesi gerekiyor. Ancak Irak toplumunun geniş kesimleri, özellikle 2019'daki kitlesel protestolarda görüldüğü üzere, İran'ın müdahalesine karşı. Bu da Tahran'ın yumuşak güç kullanma kapasitesini sınırlıyor. İran, bir yandan sert güçle alan kazanırken, diğer yandan Irak halkının desteğini kazanmakta zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Irak'ın kuzeyindeki Kürt bölgesel yönetimi ve Sünni gruplarla ilişkileri üzerinden İran'ın artan etkisini dengelemeye çalışıyor. Ankara için İran'ın Irak'ta güçlenmesi, hem PKK ile mücadelede hem de bölgesel ticaret yollarında risk oluşturuyor. Irak'ın istikrarı, Türkiye'nin enerji güvenliği ve sınır güvenliği için kritik. İran'ın milis güçlerini canlandırması, Türkiye'nin Irak'taki askeri varlığını ve diplomatik girişimlerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Ayrıca, ABD'nin çekilmesiyle oluşan boşluk, Türkiye'ye Irak'ta daha aktif bir rol oynama fırsatı sunarken, İran ile karşı karşıya gelme riskini de beraberinde getiriyor. Bu denge, Türk dış politikasının önümüzdeki dönemdeki en hassas başlıklarından biri olacak.