Birleşmiş Milletler özel raportörü, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da genişleyen kontrol noktaları ve yol bariyerleri ağının Filistinlilerin günlük yaşamını giderek daha fazla kısıtladığını ve bölgeyi parçalara ayırdığını bildirdi. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre raportör, "Keyfilik, her yolculuk bir işkenceye dönüştüğünde başlı başına bir eziyet biçimi haline geliyor" ifadelerini kullandı. Açıklama, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'daki kısıtlamaların uluslararası hukuk açısından sorgulanmasına yönelik eleştirileri yeniden gündeme getirdi.
Kontrol Noktaları ve Yol Bariyerleri: Günlük Hayatın Parçalanması
UN special rapporteur'ün cuma günü yaptığı açıklamaya göre, İsrail ordusunun Batı Şeria genelinde kurduğu kontrol noktaları ve beton bariyerler, Filistin toplulukları arasındaki ulaşımı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Raportör, bu yapıların yalnızca güvenlik gerekçesiyle değil, aynı zamanda Filistin yerleşimlerini birbirinden koparmak ve İsrail yerleşim birimlerini korumak amacıyla sistematik olarak çoğaltıldığını vurguladı. Filistinliler, okula gitmek, işe ulaşmak veya hastaneye gitmek için her gün saatlerce kuyrukta beklemek zorunda kalıyor; bazı durumlarda aynı yolu kullanan İsrailli yerleşimciler ise hiçbir kontrole tabi tutulmadan geçiş yapabiliyor.
Raportörün ofisinden yapılan yazılı açıklamada, "İşgal altındaki topraklarda keyfi ve ayrımcı uygulamalar, Filistin halkı üzerinde kolektif bir cezalandırma aracı haline gelmiştir" denildi. Açıklamada ayrıca, kontrol noktalarının sayısının son yıllarda hızla arttığı ve bunun doğrudan yerleşim genişlemesi politikasıyla bağlantılı olduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Batı Şeria'da 500'den fazla kalıcı ve geçici kontrol noktası ile yol bariyeri bulunuyor; bunların büyük çoğunluğu Filistin köy ve kasabalarının giriş çıkışlarını kontrol altında tutuyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin işgalci gücün işgal altındaki bölgede yaşayan sivillerin günlük yaşamını keyfi olarak kısıtlamasını yasakladığını hatırlatıyor. Ancak İsrail, bu uygulamaları "güvenlik ihtiyaçları" çerçevesinde meşru göstermeye çalışıyor. BM raportörü ise bu savunmanın geçersiz olduğunu, çünkü kısıtlamaların sistematik ve ayrımcı bir nitelik taşıdığını ifade etti. Raportör, "Her yolculuk bir işkenceye dönüştüğünde, keyfilik başlı başına bir eziyet biçimi haline geliyor" diyerek, bunun psikolojik ve ekonomik etkilerinin de altını çizdi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Batı Şeria'daki kontrol noktaları sorunu, İsrail-Filistin çatışmasının en görünür ve günlük hayatı en çok etkileyen boyutlarından biri olarak öne çıkıyor. Filistin ekonomisi, hareket kısıtlılıkları nedeniyle yılda milyonlarca dolar kaybediyor; işgücünün işe erişimi engelleniyor, tarım ürünleri pazara ulaşamıyor ve sağlık hizmetlerine erişim gecikiyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve çeşitli insan hakları örgütleri, bu durumun Filistin toplumunda derin bir travma yarattığını ve iki devletli çözüm ihtimalini fiilen ortadan kaldırdığını belirtiyor.
BM özel raportörünün açıklamaları, İsrail'in işgal politikalarına yönelik uluslararası eleştirilerin son halkası. Son aylarda Avrupa Birliği ve bazı Arap ülkeleri, İsrail'in yerleşim genişletme faaliyetlerini kınamış, ancak somut yaptırım konusunda bölünmüş durumda. ABD yönetimi ise İsrail'e yönelik eleştirilerini sürdürmekle birlikte askeri ve mali desteğini kesmedi. Bu durum, Filistinliler arasında uluslararası toplumun tutumuna dair hayal kırıklığını artırıyor. Öte yandan, kontrol noktalarının yarattığı günlük zorluklar, Filistin yönetiminin otoritesini zayıflatıyor ve radikal grupların propaganda malzemesi haline geliyor.
Uzmanlar, kontrol noktalarının sadece fiziksel bir engel değil, aynı zamanda psikolojik bir baskı aracı olduğunu vurguluyor. Filistinli çocuklar, okula giderken askerlerin keyfi müdahalelerine maruz kalıyor; kadınlar doğum sırasında hastaneye yetişemiyor; hastalar tedavilerine zamanında ulaşamıyor. BM raportörü, bu uygulamaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini belirtti. Ancak şu ana kadar ne BM Güvenlik Konseyi'nden ne de Uluslararası Ceza Mahkemesi'nden somut bir adım gelmiş değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır dış politikasının merkezine yerleştirmiş ve İsrail'in işgal uygulamalarını uluslararası platformlarda sürekli gündeme getirmiştir. BM raportörünün bu açıklaması, Türkiye'nin haklılığını teyit eder niteliktedir. Ankara, iki devletli çözümün savunucusu olarak, kontrol noktalarının Filistin ekonomisini ve toplumsal dokusunu tahrip ettiğini vurgulamakta; İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM nezdinde girişimlerde bulunmaktadır. Batı Şeria'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ticaret hatları açısından da risk oluşturuyor. Ayrıca, Filistinli mültecilere yönelik insani yardımlar ve diplomatik destek, Türkiye'nin uluslararası kamuoyundaki itibarını güçlendirmektedir. Bu gelişme, Ankara'nın Filistin meselesindeki aktif tutumunu sürdüreceğini göstermektedir.