ABD merkezli yayın kuruluşu The Hill'in savunma ve ulusal güvenlik bülteninde, İran ile olası bir savaşın yeniden gündeme geldiği belirtiliyor. Haberde, özellikle son dönemde artan tansiyonun, diplomatik süreçlerin tıkanması ve askeri hazırlıkların hızlanmasıyla birlikte, ‘savaş saatini yeniden başlattığı’ vurgulanıyor. Uzmanlara göre, Tahran yönetiminin nükleer programındaki ilerlemeleri ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırması, iki ülkeyi yeniden bir çatışmanın eşiğine getirmiş durumda. Daha önce 2020 yılında General Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle zirveye çıkan gerilim, son aylarda İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırması ve ABD'nin Körfez'deki müttefikleriyle ortak tatbikatlar düzenlemesiyle yeni bir boyut kazandı.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmış ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerini kısıtlamıştı. Biden yönetimi, anlaşmaya yeniden dönmek için diplomatik girişimlerde bulunsa da, müzakereler sonuçsuz kaldı. Özellikle İran'ın insansız hava araçları ve balistik füzeler konusundaki ilerlemeleri, Washington'da endişe yaratıyor. The Hill'in bülteninde, Pentagon'un bölgeye ek askeri sevkiyat yapmayı değerlendirdiği ve İsrail ile ortak bir askeri senaryo üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de ABD'nin yanında yer alması, olası bir çatışmanın bölgesel boyutunu genişletebilir.
Diplomatik cephede ise Avrupa Birliği ve Rusya'nın arabuluculuk çabaları devam ediyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, Tahran ile doğrudan görüşmeler yapmak için girişimlerde bulunduğu ancak İran'ın katı tutumu nedeniyle ilerleme kaydedilemediği ifade ediliyor. Öte yandan, İran'ın yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin Batı'ya karşı sert söylemi, anlaşma umutlarını azaltmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran ile olası bir savaşın etkileri, sadece Ortadoğu ile sınırlı kalmayacak. Petrol fiyatlarının hızla yükselmesi ve enerji arz güvenliğinin tehlikeye girmesi, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Özellikle Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik nokta, askeri bir çatışmada ilk hedeflerden biri olacak. Ayrıca, Irak, Suriye ve Yemen'deki vekil güçler aracılığıyla yürütülen dolaylı çatışma, doğrudan bir savaşa dönüşebilir. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırısı, bölgesel bir yangını tetikleyebilir.
ABD'nin savunma bütçesi 2024 yılı için 886 milyar dolar olarak belirlenmiş durumda. Bu bütçenin önemli bir kısmı, Orta Doğu'daki askeri operasyonlar için ayrılmıştır. Uzmanlar, ABD'nin İran'a yönelik bir askeri müdahalesinin, Afganistan ve Irak savaşlarından daha maliyetli olabileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın İran'a destek vermesi, savaşı küresel bir güç mücadelesine dönüştürebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran ile olası bir savaşta doğrudan etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Öncelikle, Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı İran ve Irak'tan gelen doğalgaz ve petrol akışı kesintiye uğrayabilir. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta faaliyet gösteren İran destekli grupların Türkiye sınırına yönelmesi, güvenlik riskini artırabilir. Türk dış politikası, bu krizde dengeli bir duruş sergilemeye çalışsa da, ABD ve NATO müttefikleriyle ilişkileri, İran ile işbirliğini sınırlayabilir. Öte yandan, Türkiye'nin İran ile ticari ilişkileri ve enerji bağımlılığı, Ankara'yı diplomatik çözüm arayışlarına itecektir. Bölgesel istikrarın bozulması, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir güvenlik krizi yaratabilir.