Tahran'da yaşayan Ali Mohseni için ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşının etkisi, füze menzilleri ya da savaş haritalarıyla değil, 74 yaşındaki annesinin her gün ihtiyaç duyduğu insülin kalemleriyle ölçülüyor. Çatışma öncesinde, Mohseni'nin ifadesine göre, beşli insülin kalemi paketleri neredeyse her eczanede bulunabiliyordu. Ancak şimdi, hem savaşın yarattığı lojistik kaos hem de sıkılaşan denizcilik kısıtlamaları nedeniyle bu hayati ilaçlara erişim neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. İran genelinde ilaç kıtlığı, savaşın ve uluslararası yaptırımların doğrudan bir sonucu olarak her geçen gün daha da derinleşiyor.
İlaç Kıtlığının Arka Planı: Savaş, Yaptırımlar ve Lojistik Engeller
İran'da ilaç sıkıntısı yeni bir sorun değil. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından uygulanan kapsamlı yaptırımlar, İran'ın uluslararası bankacılık sistemine erişimini kısıtlamış, ilaç ve tıbbi malzeme ithalatını zorlaştırmıştı. Ancak son aylarda ABD-İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonları ve Basra Körfezi ile Hürmüz Boğazı'ndaki denizcilik kısıtlamaları, bu krizi çok daha kritik bir boyuta taşıdı. İlaç hammaddeleri ve bitmiş ürünler, deniz yoluyla yapılan sevkiyatlardaki aksamalar nedeniyle ülkeye ulaşamıyor. Hava kargo ise hem maliyetli hem de sınırlı kapasitede.
İranlı yetkililer, yerli üretimi artırmaya çalışsa da, birçok ilaç için gerekli olan ham maddelerin ithal edilmesi gerekiyor. Özellikle diyabet, kalp hastalıkları, kanser ve nadir hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Tahran'daki eczanelerde raflar boşalırken, karaborsa fiyatları hızla yükseliyor. Hastalar, hayatta kalmak için gerekli olan ilaçları bulabilmek için günlerce eczane eczane dolaşmak zorunda kalıyor.
Uluslararası insani yardım kuruluşları, İran'a ilaç sevkiyatı yapmakta zorlanıyor çünkü bankacılık yaptırımları ve denizcilik kısıtlamaları, yardımların bile engellenmesine neden oluyor. Kızılhaç ve diğer yardım kuruluşları, İran'a tıbbi malzeme ulaştırmak için alternatif yollar arasa da, savaş koşulları ve güvenlik riskleri nedeniyle operasyonlar sekteye uğruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsani Krizin Yansımaları
İran'daki ilaç kıtlığı, sadece ülke içinde bir sağlık krizi olarak kalmıyor, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. İran, Orta Doğu'da önemli bir aktör ve ilaç üretiminde kendi kendine yeterliliği hedefleyen bir ülkeydi. Ancak savaş, bu hedefi tersine çevirdi. Ülkedeki sağlık sisteminin çöküşü, milyonlarca insanın hayatını riske atarken, komşu ülkelere de mülteci akını ve sağlık turizmi gibi konularda baskı yapabilir.
Küresel ölçekte ise, İran'a uygulanan yaptırımlar ve savaş, ilaç şirketlerinin bölgeden çekilmesine neden oldu. Birçok uluslararası ilaç firması, yaptırım ihlali riski nedeniyle İran'a mal satmaktan kaçınıyor. Bu durum, insani yardım kuruluşlarının çağrılarına rağmen, ilaç erişiminin siyasi bir koz olarak kullanıldığı eleştirilerini beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü, tıbbi malzemelerin yaptırımlardan muaf tutulması gerektiğini vurgulasa da, pratikte bu muafiyetler işlemiyor.
ABD ve İsrail, operasyonların İran'ın nükleer ve askeri altyapısını hedef aldığını savunurken, sivil halkın maruz kaldığı insani kriz uluslararası toplumda endişe yaratıyor. İran hükümeti ise, ilaç kıtlığını "savaş suçu" olarak nitelendiriyor ve uluslararası kuruluşları harekete geçmeye çağırıyor. Ancak şu ana kadar somut bir adım atılmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ilaç kıtlığı, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir insani ve jeopolitik krizdir. Türkiye, İran ile 500 kilometrelik bir sınıra sahip ve iki ülke arasında yoğun ticari ve insani ilişkiler mevcut. İlaç sıkıntısı, İran'dan Türkiye'ye yönelik sağlık turizmini artırabilir; ancak aynı zamanda sınır bölgelerinde kaçakçılık ve yasa dışı ilaç ticareti riskini de beraberinde getiriyor. Türkiye, bölgede istikrarın korunması için İran'a insani yardım koridoru açılması yönünde diplomatik girişimlerde bulunabilir. Ayrıca, Türk ilaç şirketleri için İran pazarı bir fırsat olabilir, ancak ABD yaptırımları nedeniyle bu ticaret riskli. Uzun vadede, İran'daki istikrarsızlık Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi için tehdit oluşturuyor.