İran'ın yarı resmi Fars haber ajansının aktardığına göre, İran parlamentosunun bir komitesi, ABD, İsrail ve diğer "düşman" ülkelere ait gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişini yasaklayacak bir ön tasarıyı inceliyor. Tasarının kabul edilmesi halinde, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik su yolunda ciddi bir gerilim yaşanması bekleniyor. Konuya ilişkin açıklama yapan İranlı milletvekili, söz konusu tasarının ulusal güvenlik ve dış politika komisyonunda ele alındığını ve önümüzdeki günlerde meclis genel kuruluna sunulabileceğini belirtti.
Gelişmenin arka planı
Fars haber ajansının haberine göre, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu, ABD ve İsrail bandıralı gemilerin yanı sıra bu ülkelerle işbirliği yapan "düşman" ülkelere ait gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişini yasaklayan bir ön tasarıyı görüşmeye başladı. Haberde, tasarının henüz ön aşamada olduğu ve komisyonun metin üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi. Tasarının, İran'ın uluslararası sulardaki haklarını korumayı ve bölgesel güvenliği sağlamayı amaçladığı öne sürüldü.
İran, geçmişte de Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditlerinde bulunmuş, ancak bu tehditler genellikle uluslararası baskı ve askeri caydırıcılık nedeniyle uygulamaya geçmemişti. Son olarak 2018'de, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları yeniden devreye sokmasının ardından, Tahran yönetimi boğazın kapatılabileceği uyarısında bulunmuştu. Bu tür açıklamalar, küresel piyasalarda petrol fiyatlarının artmasına neden olmuş ve bölgedeki gerginliği tırmandırmıştı.
Uzmanlar, bu tasarının yasalaşması durumunda, ABD ve İsrail donanmalarının Hürmüz Boğazı'nda serbest navigasyon hakkını kullanmak için askeri operasyonlar düzenleyebileceğini, bunun da doğrudan bir çatışmaya yol açabileceğini belirtiyor. Öte yandan, İran'ın bölgede etkili olan deniz kuvvetleri ve mayın döşeme kapasitesi göz önüne alındığında, boğazın tamamen kapatılmasının pratikte zor olduğu ancak ciddi bir tehdit oluşturduğu değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği kritik bir su yoludur. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin petrol ihracatının büyük bir kısmı bu boğaz üzerinden yapılmaktadır. Boğazın herhangi bir şekilde kapatılması veya geçişlerin kısıtlanması, küresel enerji piyasalarında ani fiyat artışlarına ve arz güvenliği endişelerine yol açabilir.
ABD, Hürmüz Boğazı'nda serbest navigasyonun uluslararası hukukun bir gereği olduğunu ve bu hakkı korumak için askeri güç kullanmaktan çekinmeyeceğini defalarca vurgulamıştır. ABD Donanması'nın Beşinci Filosu, Bahreyn'deki üssünden bölgedeki hareketliliği izlemekte ve olası bir krize müdahale için hazır beklemektedir. İsrail ise bu tür tehditleri ciddiye almakta ve deniz güvenliği konusunda ABD ile koordineli hareket etmektedir.
Bölgesel aktörlerden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın bu tür girişimlerine karşı çıkarak, kendi petrol ihracat yollarını çeşitlendirmek için alternatif boru hatlarına yatırım yapmaktadır. Ancak bu alternatiflerin kapasitesi sınırlıdır ve boğazın önemi devam etmektedir. İran'ın bu tasarısı, aynı zamanda ülke içindeki siyasi dengelerle de ilişkilidir; zira muhafazakar kesim, ABD ve İsrail'e karşı daha sert bir tutum sergilenmesini savunmaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir kriz, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü ithalat yoluyla karşılamakta ve bu ithalatın önemli bir kısmı Basra Körfezi ülkelerinden sağlanmaktadır. Boğazın geçişe kapatılması veya risk algısının artması, petrol fiyatlarının yükselmesine ve Türkiye'nin enerji maliyetlerinin artmasına yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir ve enflasyonist baskıları tetikleyebilir. Ayrıca Türkiye, bölgesel bir güç olarak Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarın korunmasına önem vermektedir; çünkü bu tür bir kriz, tüm bölgeyi etkileyecek bir çatışmaya dönüşebilir. Türkiye'nin diplomatik girişimleri ve enerji arz güvenliğini çeşitlendirme politikaları bu bağlamda kritik önem taşımaktadır.