İran, İsrail'in 2024 yılında Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta düzenlediği hava saldırısında öldürülen Hizbullah komutanı Fuad Şükür'ün suikastının ikinci yıldönümünde İsrail'i sert bir dille kınadı ve faillerin hesap vermesi gerektiğini belirtti. Tahran yönetimi, saldırıyı "uluslararası hukukun aleni ihlali" olarak nitelendirerek, Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı.
Suikastın arka planı ve İran'ın tepkisi
Fuad Şükür, Hizbullah'ın üst düzey askeri yetkililerinden biriydi ve uzun yıllar İsrail'e karşı yürütülen operasyonlarda kilit rol oynamıştı. 30 Temmuz 2024'te Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen İsrail hava saldırısında hayatını kaybetti. İsrail, saldırının Şükür'ün İsrail'e yönelik planladığı iddia edilen saldırıları engellemek amacıyla yapıldığını savunmuştu. Ancak İran ve Hizbullah, suikastı "siyasi bir cinayet" olarak değerlendirerek, İsrail'in bölgede istikrarsızlık yaratmayı hedeflediğini öne sürdü.
İkinci yıldönümünde İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, "İsrail'in bu alçak saldırısı, uluslararası hukukun ve insan haklarının açık bir ihlalidir. Failler bir an önce adalet önüne çıkarılmalıdır" ifadelerine yer verildi. Açıklamada ayrıca, suikastın ardından İsrail'in bölgede artan saldırganlığına dikkat çekilerek, "Bu tür eylemler, Orta Doğu'da kalıcı bir barışın önündeki en büyük engeldir" denildi. İran, konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıyacaklarını ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) yasal süreç başlatacaklarını duyurdu.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Fuad Şükür suikastı, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da germişti. Olayın ardından Hizbullah, İsrail'e karşı misilleme saldırıları düzenleyeceğini açıklamış, İran da dolaylı olarak İsrail'e yönelik operasyonlara destek vereceğini ima etmişti. Nitekim suikasttan kısa süre sonra Hizbullah, İsrail'in kuzeyindeki askeri hedeflere roket saldırıları gerçekleştirdi. İsrail ise Lübnan'a yönelik hava operasyonlarını artırarak karşılık verdi. Bu karşılıklı saldırılar, 2024 yazında bölgede büyük çaplı bir savaşın eşiğine gelinmesine neden oldu.
Uluslararası toplum, suikastı farklı şekillerde yorumladı. ABD yönetimi, İsrail'in kendini savunma hakkını vurgularken, Avrupa Birliği ve Rusya taraflara itidal çağrısı yaptı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, olayın ardından yaptığı açıklamada, "Bölgede tansiyonun düşürülmesi için tüm taraflara sorumluluk düşüyor" ifadelerini kullandı. Ancak İran'ın adalet talebi, uluslararası platformlarda somut bir karşılık bulmuş değil. UCM'nin İsrail aleyhine yürüttüğü soruşturmalar ise siyasi engeller nedeniyle ilerleme kaydedemiyor.
Suikastın ikinci yıldönümü, İran'ın bölgesel müttefikleriyle olan ilişkilerini de gözler önüne seriyor. Hizbullah, Suriye'deki Esad rejimi ve Irak'taki Şii milisler, İran'ın "direniş ekseni" olarak adlandırdığı ittifakın temel taşlarını oluşturuyor. Fuad Şükür, bu eksen içinde kritik bir koordinatör rolü üstlenmişti. Suikast, İran'ın bölgedeki nüfuz ağını zayıflatmaya yönelik bir hamle olarak görülüyor. Ancak Tahran, suikastın ardından Hizbullah'a verdiği desteği artırarak, eksenin dağılmayacağını gösterdi.
Öte yandan, İsrail'in suikast sonrası elde ettiği istihbarat başarısı, bölgedeki diğer aktörler için de uyarı niteliğinde. İsrail'in, Hizbullah'ın üst düzey isimlerini hedef alabilmesi, İran ve müttefiklerinin güvenlik zaafiyetlerini ortaya koydu. Bu durum, İran'ın istihbarat ve güvenlik yapılanmasında reform yapma ihtiyacını gündeme getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Orta Doğu'daki gelişmelere yakından ilgi duyan ve bölgesel istikrarı önemseyen bir aktör olarak, İran-İsrail geriliminin tırmanmasından doğrudan etkilenme potansiyeline sahip. Fuad Şükür suikastı ve ardından yaşanan karşılıklı saldırılar, Türkiye'nin güney sınırlarında güvenlik risklerini artırdı. Türkiye, hem İran hem de İsrail ile diplomatik ilişkilerini sürdürürken, bölgede yaşanan infialin sınırlarına sıçramasını engellemeye çalışıyor. Ayrıca, Lübnan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji ve ticaret yollarını da tehdit ediyor. Türkiye'nin, taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini artırması ve uluslararası platformlarda adalet çağrılarını desteklemesi, bölgesel barış açısından kritik önem taşıyor.