İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Ekber Ahmadiyan, Tahran'ın nükleer müzakerelerin yeniden başlaması için yedi ön koşul belirlediğini duyurdu. Ahmadiyan, yaptığı yazılı açıklamada, bu şartların yerine getirilmesi halinde görüşmelere hazır olduklarını belirtti. İran'ın resmi haber ajansı IRNA'ya göre, şartlar arasında ABD'nin yaptırımları tamamen kaldırması, 2015 nükleer anlaşmasından çekilmesinin yol açtığı zararın telafi edilmesi ve İran'a yönelik askeri tehditlerin sonlandırılması bulunuyor. Bu açıklama, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İran ile dolaylı görüşmelere sıcak baktığını ima ettiği bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası müzakereler, 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın ülkesini Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekmesi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla çıkmaza girmişti. İran, bir yıl sonra anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak askıya aldığını duyurdu ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı. Tahran yönetimi, yaptırımların kaldırılması durumunda taahhütlerine dönebileceğini defalarca dile getirdi.
Ali Ekber Ahmadiyan'ın açıkladığı yedi şart, İran'ın müzakere masasına dönmek için öne sürdüğü en kapsamlı koşullar seti olarak dikkat çekiyor. Şartlar arasında şunlar yer alıyor: ABD'nin tüm yaptırımları derhal ve koşulsuz kaldırması; İran'a yönelik silah ambargosunun sona ermesi; ülkenin bankacılık ve petrol sektörlerine uygulanan kısıtlamaların kaldırılması; Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğinin normalleştirilmesi; İran'ın bölgesel politikalarına yönelik suçlamaların terk edilmesi; nükleer anlaşmadan çekilmenin İran ekonomisine verdiği zararın tazmin edilmesi; ve müzakereler sırasında askeri tehdit ve yeni yaptırım uygulanmaması.
İranlı yetkili, bu şartların "mantıklı ve adil" olduğunu savunarak, "Eğer karşı taraf samimi ise, bu koşulları kabul etmekte zorlanmayacaktır" ifadesini kullandı. Ahmadiyan ayrıca, İran'ın nükleer programının barışçıl olduğunu yineledi ve ülkesinin nükleer silah peşinde olmadığını vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın açıkladığı şartlar, Biden yönetiminin Tahran ile diplomatik kanalları canlandırma çabalarına bir yanıt niteliği taşıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, konuya ilişkin henüz resmi bir değerlendirme yapmadı. Ancak Washington'dan gelen ilk sinyaller, İran'ın ön koşullarının "gerçekçi olmadığı" yönünde. ABD yönetimi, yaptırımların kaldırılması için İran'ın önce nükleer taahhütlerine dönmesi gerektiğini savunuyor.
İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörler ise İran'ın nükleer programına ilişkin endişelerini koruyor. İsrail Başbakanı, olası bir anlaşmanın İran'a nükleer silah geliştirme yolunu açacağını öne sürerek itiraz ediyor. Körfez ülkeleri de müzakerelere dahil edilmek istiyor.
Uzmanlar, İran'ın yedi şartının müzakere pozisyonunu güçlendirmeye yönelik bir hamle olduğunu belirtiyor. Ancak bu şartların tamamının kabul edilmesi, özellikle ABD iç siyaseti ve İsrail'in tutumu nedeniyle zor görünüyor. Yine de diplomatik temasların yeniden başlaması, Orta Doğu'da gerilimin azalması açısından umut verici bir adım olarak değerlendiriliyor.
İran'ın nükleer programı, bölgesel güç dengeleri açısından kritik önem taşıyor. Tahran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini %60'a çıkarması, nükleer silah üretme kapasitesine ilişkin endişeleri artırmış durumda. Batılı ülkeler, İran'ın bu adımının anlaşma ihlali olduğunu savunuyor. İran ise zenginleştirmenin barışçıl amaçlarla yapıldığını yineliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer müzakereler için öne sürdüğü yedi şart, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, komşusu İran ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, aynı zamanda Batı ile uyumlu bir dış politika izlemek durumunda. Olası bir anlaşma, İran'a uygulanan yaptırımların kaldırılmasını ve Türkiye-İran ticaretinin canlanmasını sağlayabilir. Ancak müzakerelerin başarısızlığı, bölgede gerilimi artırarak Türkiye'nin güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, İran'ın nükleer programının barışçıl olduğuna dair güvence verilmesini ve bölgede nükleer silahlanma yarışının önlenmesini istiyor. Bu gelişme, Türkiye'nin diplomatik arabuluculuk rolünü de gündeme getirebilir.