İran, Pazartesi günü Güney Kore'yi Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'na askerî katılım sağlaması hâlinde bunun "ciddi sonuçları" olacağı konusunda uyardı. Uyarı, Seul'ün Hürmüz Boğazı'ndan seyrüsefer güvenliğini sağlamaya yönelik çabalara olası bir askerî katkıyı değerlendirdiğine dair haberlerin ardından geldi. İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Güney Kore'nin böyle bir adımının Tahran'ın ulusal güvenlik çıkarlarına zarar vereceği belirtildi. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Güney Kore'yi bölgede gerilimi tırmandıracak her türlü eylemden kaçınmaya çağırdı.
Uyarının Arka Planı: Hürmüz'de Artan Gerilim
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak küresel enerji güvenliği açısından hayati önem taşıyor. Son aylarda bölgede tankerlere yönelik saldırılar, İran'ın el koyduğu gemiler ve ABD ile İran arasındaki karşılıklı suçlamalar gerilimi artırdı. Washington, uluslararası deniz trafiğini korumak için müttefiklerine çağrıda bulunarak ortak devriye ve refakat görevleri oluşturmaya çalışıyor. Bu kapsamda Güney Kore, ABD liderliğindeki koalisyona lojistik destek veya deniz unsuru sağlamayı değerlendiriyor. Seul yönetimi, askerî katkının kapsamını ve niteliğini henüz netleştirmedi; ancak olası bir katkının İran ile ikili ilişkileri olumsuz etkileyebileceği endişesi taşınıyor.
İran, bölgedeki askerî varlığını genişleten her türlü dış müdahaleyi kendi güvenliğine tehdit olarak görüyor. Tahran, özellikle ABD'nin Körfez'de kurmaya çalıştığı çok uluslu deniz gücünü, kendi egemenlik alanına yönelik bir kuşatma hamlesi olarak değerlendiriyor. Bu nedenle İran'ın Güney Kore'ye yönelik uyarısı, yalnızca askerî bir tehditten ibaret değil; aynı zamanda diplomatik bir mesaj olarak da okunmalı. İran, Güney Kore gibi bölge dışı bir aktörün ABD safında yer almasını engellemeye çalışarak, olası bir geniş koalisyonun önünü kesmeyi hedefliyor.
Güney Kore ise zor bir denge politikası yürütüyor. Bir yandan ABD ile güvenlik ittifakını korumak, diğer yandan İran ile enerji ticaretini sürdürmek istiyor. Seul, İran'ın petrol ve doğalgazında önemli bir alıcı konumunda. Ayrıca İran'da bloke edilmiş Güney Kore bankalarına ait milyarlarca dolar değerinde fon bulunuyor; bu fonların serbest bırakılması için Tahran ile müzakereler devam ediyor. Dolayısıyla Güney Kore'nin askerî bir adım atması, ekonomik ve diplomatik açıdan ciddi bir bedel doğurabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kim Kazanır, Kim Kaybeder?
İran'ın uyarısı, yalnızca Güney Kore'ye yönelik değil; aynı zamanda bölgedeki diğer ülkelere de gözdağı niteliği taşıyor. ABD'nin Körfez'de kurmaya çalıştığı güvenlik mimarisi, İran'ın sert tepkisiyle karşılaşıyor. Tahran, her fırsatta Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceği tehdidini yineliyor. Bu tehdit, küresel petrol fiyatlarını ve enerji arz güvenliğini doğrudan etkiliyor. Dünya ekonomisi, olası bir kesintiye karşı son derece hassas. Bu nedenle Güney Kore'nin kararı, sadece iki ülke arasında bir anlaşmazlık değil; aynı zamanda küresel enerji piyasalarını ve bölgesel istikrarı ilgilendiren bir mesele.
Öte yandan, Çin ve Rusya gibi aktörler de bölgedeki gelişmeleri yakından izliyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve Hürmüz'deki istikrarsızlık Pekin'in enerji güvenliğini tehdit ediyor. Rusya ise İran ile askerî ve teknik işbirliğini derinleştirerek bölgedeki etkisini artırmaya çalışıyor. ABD'nin müttefiklerini yanına çekme çabası, bölgesel güç dengelerini daha da karmaşık hâle getiriyor. Güney Kore'nin olası askerî katkısı, Asya-Pasifik'ten Orta Doğu'ya uzanan bir güvenlik zincirinin parçası olarak görülüyor. Bu da İran'ın tepkisini haklı çıkaracak stratejik bir kaygıyı beraberinde getiriyor.
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, Hürmüz Boğazı'ndan serbest geçiş hakkı, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ile güvence altına alınmış durumda. Ancak İran, UNCLOS'a taraf olmasa da teamül hukuku gereği bu hakkı tanımak zorunda. Buna karşın Tahran, güvenlik gerekçesiyle zaman zaman geçişleri kısıtlayabileceği sinyalini veriyor. Bu durum, bölgede tansiyonun daha da yükselmesine yol açabilir. Güney Kore'nin atacağı adım, bu hukuki ve siyasi denklemde belirleyici bir faktör olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve bölgesel istikrar açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, İran doğalgazına ve Orta Doğu petrolüne bağımlı; Boğaz'da yaşanacak bir kriz, enerji fiyatlarını yükselterek cari açığı ve enflasyonu olumsuz etkiler. Ayrıca Türkiye, İran ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdürürken, ABD ile de müttefiklik bağını korumaya çalışıyor. Güney Kore'nin olası askerî katkısı, bölgede yeni bir soğuk savaş hattı oluşturursa, Türkiye'nin denge politikası zorlaşabilir. Bu nedenle Ankara, tansiyonun düşürülmesi ve diyalog kanallarının açık tutulması yönünde çağrılarını sürdürmesi beklenir.