Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın bildirdiğine göre, İsrail ordusunun Pazartesi sabahı Güney Lübnan'daki bir kasabaya düzenlediği hava saldırılarında aralarında iki çocuk ve iki sağlık görevlisinin bulunduğu en az 11 kişi öldü. Saldırılar, Haziran ayında yürürlüğe giren ve taraflar arasındaki çatışmaları durdurmayı amaçlayan ateşkese rağmen son günlerde yoğunlaştı. İsrail, saldırıların hedefinin Hizbullah olduğunu savunurken, Lübnan hükümeti uluslararası toplumu acil müdahaleye çağırdı.
Olayın ayrıntıları ve tarafların açıklamaları
Lübnan Ulusal Haber Ajansı'nın (NNA) geçtiği habere göre, saldırılar gece yarısından hemen sonra Güney Lübnan'ın farklı noktalarına düzenlendi. Kasabaya isabet eden füzeler, en az 11 sivilin ölümüne yol açtı. Ölenler arasında iki çocuk ve iki sağlık görevlisi bulunuyor. Sağlık görevlilerinin, yaralıları tahliye etmeye çalışırken ikinci bir saldırıda hayatını kaybettiği öne sürüldü. İsrail ordusu saldırıyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak İsrail basınına konuşan askeri yetkililer, operasyonun "Hizbullah'ın altyapısını" hedef aldığını iddia etti.
Lübnan Başbakanı Necip Mikati, saldırıyı kınayarak "İsrail'in ateşkesi açıkça ihlal ettiğini" söyledi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı. Hizbullah ise saldırıya misilleme sözü verdi. Bölgedeki gerilim, Haziran ayında varılan ateşkes anlaşmasının ardından ilk kez bu denli tırmanmış durumda.
Ateşkese rağmen tırmanan şiddet ve insani kriz
Haziran 2024'te İsrail ile Hizbullah arasında varılan ateşkes, ABD ve Fransa'nın arabuluculuğuyla sağlanmıştı. Anlaşma, her iki tarafın da sınır bölgesinden belirli unsurları çekmesini ve sivil yerleşimlere yönelik saldırıların durdurulmasını öngörüyordu. Ancak son haftalarda İsrail, ateşkesi ihlal ettiği gerekçesiyle Hizbullah'ın Güney Lübnan'daki varlığını hedef aldığını belirterek bombardımanı artırdı. Lübnan tarafı ise İsrail'in sivil bölgeleri vurduğunu ve ateşkesin tek taraflı olarak askıya alındığını savunuyor.
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), saldırıların ardından bölgede inceleme başlattı. UNIFIL sözcüsü, "Sivillerin ve sağlık personelinin hedef alınması uluslararası hukuka aykırıdır" açıklamasını yaptı. Uluslararası Kızılhaç Örgütü ise sağlık hizmetlerine erişimin giderek zorlaştığını ve yaralıların tahliyesinde büyük güçlük çekildiğini duyurdu.
Lübnan zaten yıllardır süren ekonomik krizle boğuşuyor. Ülkedeki sağlık sistemi neredeyse çökmüş durumda. Saldırılar, insani yardım kuruluşlarının bölgeye erişimini daha da kısıtlıyor. Özellikle Güney Lübnan'da yaşayan siviller, son haftalarda evlerini terk etmek zorunda kalıyor. BM verilerine göre, Haziran'dan bu yana 20 binden fazla kişi yerinden edildi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da sarsıyor. Hizbullah'ın misilleme tehdidi, çatışmanın genişleyerek bölgesel bir savaşa dönüşme riskini artırıyor. İran, Hizbullah'ın en önemli destekçisi konumunda ve Tahran yönetiminden henüz resmi bir açıklama gelmedi; ancak İran'ın saldırıları "provokasyon" olarak nitelendirmesi bekleniyor. ABD yönetimi ise taraflara itidal çağrısı yapmakla yetindi. Beyaz Saray sözcüsü, "Ateşkesin korunması için diplomatik çabalarımız sürüyor" dedi.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, saldırıları kaygıyla karşıladıklarını belirterek, "Lübnan'da yeni bir insani felakete izin verilmemeli" ifadesini kullandı. Fransa ve Almanya da ateşkesin derhal yeniden tesis edilmesi çağrısında bulundu.
Uzmanlar, İsrail'in saldırılarının arkasında İran'ın bölgedeki nüfuzunu kırma hedefinin yattığını belirtiyor. Ancak bu strateji, Lübnan'ı daha da istikrarsızlaştırabilir ve yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebilir. Türkiye dahil bölge ülkeleri, olası bir geniş çaplı savaşın ekonomik ve güvenlik yükünü taşıyamaz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail'in saldırıları, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir. Özellikle Suriye üzerinden gelebilecek olası mülteci akını ve Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların yayılma riski, Ankara'nın güvenlik endişelerini artırıyor. Türkiye, daha önce defalarca ateşkesin korunması çağrısı yapmış ve bölgesel diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesini savunmuştu. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji dengeleri ve İsrail ile normalleşme süreci de bu tür saldırılardan olumsuz etkilenebilir. Türkiye'nin önceliği, Lübnan'da kalıcı ateşkesin sağlanması ve insani yardımların kesintisiz ulaştırılması olmalı.