İran, Fransa, Almanya ve İngiltere'ye Orta Doğu'da devam eden askeri çatışmanın kökenini incelemeleri yönünde çağrıda bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, Avrupa ülkelerinin çatışmanın arka planını görmezden gelerek yalnızca sonuçlara odaklanmasını eleştirdi. Kenani, "Çatışmanın kökenini araştırmak yerine yalnızca İran'ın meşru savunma adımlarını kınayanlar, gerçekleri çarpıtıyor" dedi. Açıklama, İran'ın bölgesel politikalarına yönelik Batılı ülkelerin artan eleştirilerine bir yanıt niteliği taşıyor.
Çatışmanın arka planı ve diplomatik girişimler
İran'ın çağrısı, son aylarda Orta Doğu'da tansiyonun giderek artması bağlamında geldi. İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonları, Lübnan Hizbullah'ı ile yaşanan sınır çatışmaları ve Kızıldeniz'deki Husi saldırıları bölgede istikrarsızlığı derinleştirdi. Batılı ülkeler, İran'ı bu grupları desteklemekle suçlarken, Tahran yönetimi doğrudan bir müdahalesi olmadığını savunuyor. İran, özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere'nin (E3) BM Güvenlik Konseyi'nde İran karşıtı girişimlere destek vermesini eleştiriyor.
Diplomatik kaynaklara göre İran, son haftalarda Avrupa başkentleriyle temaslarını yoğunlaştırdı. Ancak E3 ülkeleri, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri konusundaki endişelerini sürdürüyor. Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolüne dair kanıtlarımız var" derken, İngiltere Dışişleri Bakanlığı da Tahran'ın "çatışmayı körükleyen aktörlere verdiği desteği" sorguladı. Fransa ise Lübnan'daki istikrarsızlıktan İran'ı sorumlu tutuyor.
İran'ın çağrısı, aslında Batı'nın çifte standardına işaret ediyor. Kenani, "Filistin halkına yönelik on yıllardır süren işgal ve baskıyı görmezden gelip yalnızca İran'ı suçlamak, adil bir yaklaşım değil" ifadelerini kullandı. İran, çatışmanın kökeninde Filistin sorununun yattığını ve bunun çözülmeden bölgesel barışın sağlanamayacağını savunuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran'ın bu çıkışı, Batı ile ilişkilerde yeni bir gerilim hattı oluşturabilir. E3 ülkeleri, İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenmişti, ancak son dönemde bu süreç tıkanmış durumda. İran'ın çağrısı, aynı zamanda Çin ve Rusya'nın bölgedeki etkisini dengeleme çabası olarak da okunabilir. Çin'in arabuluculuğunda İran-Suudi Arabistan yakınlaşması, Batı'nın bölgedeki ağırlığını azaltmıştı. İran, şimdi Avrupa'yı çatışmanın gerçek nedenlerine bakmaya davet ederek, Batı içindeki farklı sesleri harekete geçirmeyi hedefliyor.
Uzmanlar, İran'ın bu diplomatik hamlesinin sembolik olduğunu, ancak Batı kamuoyunda Filistin meselesine yönelik artan duyarlılığı kullanmayı amaçladığını belirtiyor. Öte yandan, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları sürerken, Avrupa ülkelerinin İran ile diyalog kanallarını açık tutma çabası dikkat çekiyor. Ancak son gelişmeler, Avrupa'nın İran'a yönelik tutumunda bir sertleşme olduğunu gösteriyor. İngiltere, Fransa ve Almanya, geçtiğimiz ay ortak bir açıklama yaparak İran'ın nükleer faaliyetlerindeki artıştan duydukları endişeyi dile getirmişti.
İran'ın çağrısı, aynı zamanda bölgesel aktörlerin pozisyonlarını netleştirmesi açısından da önemli. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İran'ın bölgesel etkisini dengelemek için ABD ile güvenlik işbirliğini güçlendirirken, İran Avrupa'yı yanına çekmeye çalışıyor. Ancak Avrupa'nın İran'a yönelik güvensizliği, bu çağrının karşılık bulmasını zorlaştırıyor. Yine de İran, en azından diplomatik bir açılım sağlayarak, Batı'nın bölgedeki politikalarını sorgulatmayı amaçlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın Batı'ya yönelik bu çağrısı, Türkiye'nin Orta Doğu diplomasisi açısından dikkatle izlenmeli. Türkiye, son yıllarda İran ile Batı arasında denge politikası yürütüyor; hem İran ile ticari ve enerji ilişkilerini sürdürüyor hem de NATO müttefiki olarak Batı ile eşgüdüm sağlıyor. İran'ın çatışmanın kökenine dair vurgusu, Türkiye'nin de sık sık dile getirdiği "Filistin sorunu çözülmeden bölgesel barış olmaz" teziyle örtüşüyor. Ancak Türkiye, İran'ın bölgesel faaliyetlerine mesafeli. Ankara, hem İran'ın nükleer programı hem de bölgesel milis güçleri konusunda Batı ile benzer endişeleri paylaşıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü güçlendirebilir; zira Ankara, hem İran hem de Batı nezdinde diyalog kanallarına sahip. Yine de İran'ın çağrısının somut bir sonuç doğurması, Batı'nın tutumuna bağlı. Türkiye, bölgesel istikrar için İran'ın da dahil olduğu kapsayıcı bir diyalog mekanizmasının kurulmasını savunabilir.