İran, bölgesel ve küresel baskılara karşı altı aydır ayakta kalmayı başarıyor, ancak bu direnişin maliyeti her geçen gün artıyor. Ekonomik yaptırımların derinleştirdiği kriz, ülkenin en kırılgan noktalarını hedef alırken, yönetim kademesindeki görüş ayrılıklarını da su yüzüne çıkarıyor. İran liderliği, dışarıdan gelen tehditlere karşı bir bütünlük sergilemeye çalışsa da, içeride artan hoşnutsuzluk ve ekonomik çöküşün eşiğindeki halk, rejimin geleceği hakkında soru işaretlerini büyütüyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran, son altı aydır benzeri görülmemiş bir ekonomik baskı altında. ABD’nin yeniden uygulamaya koyduğu yaptırımlar, ülkenin petrol ihracatını ciddi şekilde sekteye uğratırken, döviz rezervlerinin erimesine ve yerel para biriminin değer kaybetmesine yol açtı. Enflasyonun yıllık yüzde 40’ları aştığı tahmin ediliyor; gıda ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışları halkı zor durumda bırakıyor. Bu durum, 2019’daki kitlesel protestolara benzer bir toplumsal huzursuzluk potansiyelini barındırıyor.
Liderlik kademesinde ise, reformistler ile muhafazakarlar arasındaki fay hattı giderek derinleşiyor. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin hükümeti, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için diplomasi yollarını zorlarken, muhafazakar kesim ve Devrim Muhafızları Ordusu, ekonomik zorluklara rağmen daha sert bir duruş sergilenmesinden yana. Bu ayrışma, dış politikadan iç ekonomiye kadar pek çok alanda karar alma süreçlerini felç ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran’ın içinde bulunduğu kriz, sadece ülke sınırlarıyla sınırlı değil. Bölgesel güç dengeleri açısından, zayıflayan bir İran, Ortadoğu’da yeni bir istikrarsızlık dalgasını tetikleyebilir. Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan’daki vekil güçleri aracılığıyla etkisini sürdürmeye çalışan Tahran yönetimi, ekonomik kaynakların azalmasıyla bu ağları beslemekte zorlanıyor.
Küresel boyutta ise, İran’ın nükleer programı konusundaki belirsizlik devam ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı‘nın son raporları, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin arttığını gösteriyor; bu da Batı ile gerilimi yeniden tırmandırıyor. Altı ay önce başlayan süreç, diplomatik çözümün kapılarını aralasa da, zaman daralıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’daki bu gelişmeler, Türkiye için hayati öneme sahip. Komşu ülkede yaşanacak bir ekonomik çöküş veya siyasi istikrarsızlık, göç dalgalarını tetikleyebilir ve sınır güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, enerji ithalatında İran’a bağımlı olan Türkiye’nin, bu ülkedeki ticari ilişkileri de olumsuz etkilenebilir. Bölgesel düzeyde ise, İran’ın zayıflaması, Suriye ve Irak’taki güç dengelerini değiştirebilir; bu durum Türkiye’nin bu ülkelerdeki askeri varlığı ve siyasi hedefleri açısından yeni fırsatlar ve riskler doğurabilir. Ankara’nın, Tahran’daki gelişmeleri yakından izlemesi ve olası senaryolara karşı hazırlıklı olması gerekiyor.