ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonları, ülkenin ekosistemlerinde onlarca yıl sürebilecek derin yaralar açtı. Uzmanlara göre, bombalamalar ve bağlantılı saldırılar yalnızca insan hayatını değil, toprağı, suyu ve havayı da hedef alarak kitlesel bir ekolojik yıkıma yol açtı. Bu durum, Amerika'nın Vietnam'dan Irak'a kadar uzanan savaş tarihindeki zehirli mirasın en son örneği olarak kayıtlara geçiyor. Çevre örgütleri, bölgedeki biyolojik çeşitliliğin ciddi tehdit altında olduğunu ve rehabilitasyonun yıllar alacağını vurguluyor.
Savaşın Çevreye Etkileri
İran'ın güneybatısındaki petrol tesislerine ve askeri noktalara düzenlenen hava saldırıları, geniş çaplı petrol sızıntılarına ve yangınlara neden oldu. Dicle ve Fırat'ın aksine, İran'ın iç suları ve Basra Körfezi kıyıları, bu sızıntıların doğrudan etkisi altında kaldı. Deniz suyuna karışan petrol, mercan resiflerini ve balık popülasyonlarını tehdit ederken, kıyı ekosistemleri uzun süreli kirlilikle karşı karşıya. Ayrıca, saldırılarda kullanılan fosfor bombaları ve diğer mühimmatların toprağa sızan kimyasal kalıntıları tarım alanlarını olumsuz etkiliyor. BM Çevre Programı'na göre, çatışma bölgelerindeki toprak kirliliği gıda güvenliğini tehlikeye atıyor ve yerel halkın geçim kaynaklarını yok ediyor.
Hava saldırılarının yanı sıra, su kaynaklarına yönelik kısıtlama ve altyapı tahribatı da ekolojik felaketi derinleştiriyor. İran'ın kurak ikliminde hayati önem taşıyan sulama kanalları ve su arıtma tesisleri hedef alındı. Bu durum, susuzluk ve kuraklık riskini artırıyor; tarımsal üretim düşerken, gıda fiyatlarında yükseliş yaşanıyor. Bölgedeki sulak alanlar, özellikle Urmiye Gölü, savaşın birincil mağduru durumunda. Göle kıyısı olan köylerde yaşayanlar, su seviyesindeki çekilme ve tuzlanma nedeniyle göç etmek zorunda kalıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'daki ekolojik yıkım, yalnızca ülke sınırları içinde kalmıyor; bölgesel hava ve su akıntıları yoluyla komşu ülkeleri de etkiliyor. Duman ve partiküller, Pakistan'dan Türkiye'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada hava kalitesini düşürüyor. Öte yandan, Basra Körfezi'ndeki petrol kirliliği, uluslararası deniz ticaretini ve komşu ülkelerin balıkçılık sektörünü olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, bu tür çevresel felaketlerin iklim değişikliğiyle birleşerek bölgede yeni göç dalgaları ve kaynak çatışmalarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunuyor.
Savaşın çevresel maliyeti, uzun vadede askeri operasyonların stratejik hedeflerini gölgede bırakacak boyutta. Harvard Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, çatışmaların karbon ayak izinin, yıllık küresel emisyonların yüzde 5'ine denk geldiğini hesapladı. İran'daki yangınların ve patlamaların atmosfere saldığı CO2, iklim değişikliğiyle mücadeleye sekte vuruyor. Bu durum, uluslararası toplumun savaşların çevresel etkilerini göz ardı ettiğini bir kez daha gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekolojik yıkım, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir gelişme. Sınır komşusu İran'daki hava kirliliği ve olası su kaynaklarının kirlenmesi, Doğu Anadolu'nun ekosistemini tehdit edebilir. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık, enerji koridorları ve ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Hazar havzası enerji kaynaklarının Avrupa'ya taşınmasında kritik bir rol üstlenirken, İran üzerinden geçen alternatif hatların güvenliği risk altında olabilir. Bu nedenle, Türk dış politikasının bölgede çevresel iş birliğini gündemine alması ve diplomatik çabalara öncülük etmesi önem taşıyor.