İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile yürütülen müzakerelerde en önemli meselenin Lübnan da dahil olmak üzere bölgedeki savaşların sona erdirilmesi olduğunu açıkladı. Arakçi, Tahran'ın Washington ile varılacak olası bir anlaşmada önceliğinin, İsrail'in Gazze ve Lübnan'a yönelik saldırılarının durdurulması ve bölgesel istikrarın sağlanması olduğunu vurguladı. İranlı diplomat, bu açıklamayı Körfez ülkelerine yaptığı bir ziyaret sırasında yaparken, Tahran yönetiminin nükleer programıyla ilgili müzakerelerde de benzer bir yaklaşım sergilediğini ifade etti.
Tahran'ın Öncelikleri ve Müzakere Stratejisi
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BAE ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerine yaptığı ziyaretlerde, ABD ile yeniden başlatılan dolaylı görüşmelerde İran'ın temel taleplerini sıraladı. Arakçi, “Bizim için en önemli konu, Lübnan ve Filistin'deki savaşın sona ermesidir. Bir anlaşma yapacaksak, bu öncelikle bölgedeki ateşkesi ve işgalin sona ermesini içermelidir” dedi. İranlı bakan, ayrıca İran'ın nükleer programıyla ilgili olarak, ABD'nin yaptırımları kaldırması ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların hafifletilmesi konusunda ilerleme kaydedilmesi gerektiğini belirtti. Tahran yönetimi, 2015 tarihli Nükleer Anlaşma’nın (JCPOA) yeniden canlandırılması için müzakerelere hazır olduğunu ancak bu sürecin bölgesel güvenlik dosyalarından ayrılamayacağını ifade ediyor.
İran'ın bu çıkışı, ABD'nin yeni yönetiminin Ortadoğu'da diplomatik girişimleri artırdığı bir döneme denk geliyor. Washington, İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlamak ve bölgesel vekil güçlerine verdiği desteği azaltmak karşılığında yaptırımları hafifletmeyi öneriyor. Ancak Arakçi'nin açıklamaları, İran'ın müzakere masasında daha geniş bir gündem talep ettiğini gösteriyor. İran, özellikle İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki askeri operasyonlarının durdurulmasını, bu savaşların bir an önce sona ermesini şart koşuyor. Bu bağlamda İran, Hizbullah ve Hamas gibi müttefik grupların geleceği konusunda da güvence arıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bu hamlesi, sadece ikili ilişkileri değil, Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel aktörlerin pozisyonlarını da etkiliyor. Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın nükleer programı konusunda endişelerini dile getirirken, bölgesel istikrar açısından İran'la diyaloğu desteklediklerini belirtiyorlar. Özellikle Yemen'deki savaşın sona ermesi ve Lübnan'daki siyasi krizin çözümü, Körfez ülkelerinin öncelikleri arasında. İran'ın ABD ile varacağı bir anlaşma, aynı zamanda Körfez ülkeleriyle ilişkilerin normalleşmesine de kapı aralayabilir. Ancak İran, bu süreçte bölgesel nüfuz alanlarından ödün vermek istemiyor.
Küresel ölçekte ise bu gelişme, ABD'nin Ortadoğu stratejisi ve uluslararası toplumun İran'a yönelik tutumu açısından kritik. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, İran'ın bölgesel meseleleri nükleer müzakerelere bağlamasına sıcak bakmadıklarını ancak diyaloğun devam ettiğini ifade ediyor. Analistler, İran'ın bu taleplerinin müzakere sürecini karmaşıklaştırabileceğini, ancak tamamen reddedilmesinin de bölgesel gerilimi artırabileceğini belirtiyor. Bu hafta Umman'da devam eden dolaylı görüşmelerde, tarafların önceliklerini netleştirmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın ABD ile müzakerelerde Lübnan ve Gazze'deki savaşın sona ermesini önceliklendirmesi, Türkiye'nin bölgesel politikalarıyla örtüşen bir durum. Ankara, uzun süredir Gazze'de ateşkes çağrısı yaparken, Lübnan'da istikrarın sağlanması için çaba gösteriyor. Türkiye, İran'ın nükleer programına mesafeli olmakla birlikte, Tahran'la enerji ve güvenlik alanlarında işbirliği yürütüyor. Bu gelişme, Türkiye'nin hem ABD hem de İran'la dengeli ilişkiler sürdürme stratejisi açısından önemli. Eğer varılacak bir anlaşma bölgesel gerilimi azaltırsa, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki güvenlik kaygıları da dolaylı olarak olumlu etkilenebilir. Ancak Ankara, İran'ın bölgesel nüfuzunun artmasına karşı temkinli bir pozisyon almayı sürdürecektir.