İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, 15 Nisan 2025 tarihli haftalık basın toplantısında, ülkesinin nükleer programına ilişkin müzakerelerde diplomasi yolunu tercih ettiğini ancak aynı zamanda her türlü askeri senaryoya karşı hazırlıklı olduğunu söyledi. Kenani, “Diplomasi masasındayız ancak ulusal çıkarlarımızı korumak için gerekli tüm savunma tedbirlerini aldık. Savaş istemiyoruz ama dayatılırsa karşılık vermeye hazırız” dedi. Bu açıklama, İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesini artırması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini azaltmasının ardından Batılı ülkelerin yeni yaptırım tehditleriyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde geldi.
Tahran’ın mesajı: Diplomasi öncelikli ama caydırıcılık da elden bırakılmıyor
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kenani, İran’ın nükleer anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) çerçevesinde müzakereye hazır olduğunu yineledi. Ancak ABD ve Avrupa ülkelerinin “aşırı taleplerini” kabul etmeyeceklerini vurguladı. Kenani, “Bizim için kırmızı çizgiler bellidir. Ulusal egemenliğimize, askeri kapasitemize veya nükleer haklarımıza yönelik herhangi bir tehdit kabul edilemez” ifadelerini kullandı. Ayrıca, İran’ın füze programının tamamen savunma amaçlı olduğunu ve bu konuda herhangi bir müzakere yapılmayacağını belirtti.
Sözcü, Basra Körfezi’nde son dönemde artan askeri hareketliliğe de değindi. “Bölgede yabancı güçlerin varlığı istikrarı bozmaktadır. İran, kendi savunma ihtiyaçlarını karşılayacak kapasiteye sahiptir ve bölgesel güvenliğin sağlanması için komşularıyla işbirliğine açıktır” dedi. Kenani, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile normalleşme sürecinin devam ettiğini, ancak İsrail ile herhangi bir temasın söz konusu olmadığını da sözlerine ekledi.
Bölgesel ve küresel boyut: Yaptırım tehditleri ve nükleer müzakerelerin geleceği
İran’ın bu açıklaması, ABD’nin İran’a karşı “maksimum baskı” politikasına geri dönme sinyalleri verdiği bir döneme denk geldi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlamaması halinde “yıkıcı yaptırımlar” uygulanacağını söylemişti. Avrupa Birliği de İran’ın balistik füze programına yönelik yeni kısıtlamalar getirmeyi değerlendiriyor.
Öte yandan, UAEA Başkanı Rafael Grossi, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun yüzde 60 saflığa ulaştığını ve bu oranın silah yapımına çok yakın olduğunu belirtti. Grossi, Tahran yönetimine “şeffaflık çağrısı” yaparak, denetçilerin İran nükleer tesislerine tam erişimine izin verilmesini talep etti. İran ise UAEA’nın “siyasi baskı aracı haline geldiğini” savunuyor.
Rusya ve Çin, İran’a yönelik yaptırımların artırılmasına karşı çıkarken, Suudi Arabistan ve İsrail, uluslararası topluma İran’a karşı daha sert önlemler alınması çağrısında bulunuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “İran’ın nükleer silah elde etmesine asla izin vermeyeceğiz” diyerek askeri seçeneği masada tuttuklarını ima etti.
Uzmanlar, İran’ın “diplomasi ve savaşa hazırlık” ikileminin aslında Tahran’ın müzakere masasında elini güçlendirme taktiği olduğunu belirtiyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve bölgesel rekabetin derinleşmesi, diplomasi yolunun daraldığına işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’ın nükleer programı ve bölgesel gerilim, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, bir yandan İran’la enerji ticareti ve sınır güvenliği konularında işbirliği yaparken, diğer yandan ABD ve Avrupa ile ittifak ilişkilerini sürdürüyor. İran’a yönelik olası bir askeri müdahale veya yaptırımların sıkılaşması, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini tehdit edebilir ve bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. Ayrıca, İran ile komşu olan Türkiye, olası bir çatışma durumunda mülteci akını ve sınır güvenliği riskleriyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle, Ankara’nın hem Tahran hem de Batı ile dengeli bir diplomasi yürütmesi, ulusal çıkarları açısından kritik önem taşıyor.