İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü’nün komutanı Tuğgeneral İsmail Kaani, 28 Şubat’ta patlak veren savaşın ardından ilk kez kamuoyu önüne çıkarak, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’nin çatışmalardan daha da güçlenerek çıktığını belirtti. Kaani, Tahran’da düzenlenen bir törende yaptığı konuşmada, savaşın bölgedeki dengeleri kökten değiştirdiğini ve İran’ın müttefiki grupların stratejik konumlarını sağlamlaştırdığını ifade etti. Bu açıklamalar, İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim 2023’te başlayan çatışmaların ardından bölgesel bir savaşa dönüşen süreçte, İran’ın ilk üst düzey resmi yorumu olması açısından büyük önem taşıyor.
Kaani’nin ilk kamuoyu önüne çıkışı
İsmail Kaani, 2020 yılında ABD’nin Bağdat’ta düzenlediği suikastta öldürülen Kasım Süleymani’nin yerine geçtiğinden bu yana görece düşük bir profil sergiliyordu. Ancak 28 Şubat’ta başlayan ve Gazze merkezli çatışmaların Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak’a sıçramasıyla birlikte, Kaani’nin ‘direniş ekseni’nin koordinasyonundaki rolü yeniden gündeme geldi. Konuşmasında, “Savaş, emperyalist güçlerin ve işgalci rejimin bölgedeki varlığını sarsmış, direniş cephesini ideolojik ve operasyonel olarak pekiştirmiştir” dedi.
Kaani ayrıca, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin savaş sırasında benzeri görülmemiş bir işbirliği sergilediğini ve bu sayede ‘direniş ekseni’nin askeri kabiliyetlerini kanıtladığını vurguladı. Özellikle Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıları, Lübnan Hizbullahı’nın İsrail sınırında yürüttüğü çatışmalar ve Irak’taki Şii milislerin ABD üslerine yönelik eylemleri, Kaani’nin sözünü ettiği “güçlenme”nin somut göstergeleri olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Kaani’nin açıklamaları, İran’ın bölgesel stratejisini yeniden tanımlama çabası olarak yorumlanıyor. Tahran yönetimi, son aylarda İsrail’e karşı açık bir cephe almaktan kaçınırken, vekil güçleri aracılığıyla dolaylı bir savaş yürüttü. Bu durum, İran’ın nükleer müzakerelerde elini güçlendirirken, aynı zamanda ABD ve İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmek istemediğini gösteriyor. Ancak ‘direniş ekseni’nin bu kadar geniş bir coğrafyada senkronize hareket etmesi, bölge ülkeleri ve küresel güçler için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturuyor.
Öte yandan, İran’ın bu söylemi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinde tedirginlik yaratıyor. Son yıllarda normalleşme sürecine giren Tahran-Riyad ilişkileri, savaşın gölgesinde yeniden gerilirken, uluslararası toplum İran’ın bölgesel yayılmacılığına karşı daha sert önlemler almayı değerlendiriyor. ABD, İran’ın vekil güçlerine yönelik yeni yaptırımlar hazırlarken, Avrupa Birliği de Tahran’a baskıyı artırma sinyali veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’ın ‘direniş ekseni’ vurgusu, Türkiye’nin bölgesel politikası açısından kritik bir dönemde geliyor. Ankara, hem NATO müttefiki olarak İsrail’e yönelik sert eleştirileri hem de İran ile enerji ve güvenlik alanındaki işbirliğini dengede tutmaya çalışıyor. Kaani’nin ifadeleri, İran’ın Suriye ve Irak’taki nüfuzunu artırmasına işaret ederken, bu durum Türkiye’nin bu ülkelerdeki çıkarlarıyla doğrudan çelişiyor. Özellikle Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG’ye karşı yürütülen operasyonlar, İran destekli gruplarla muhtemel bir çatışma riskini artırıyor. Ayrıca, direniş ekseni’nin Filistin davasına sahip çıkma söylemi, Türkiye’nin geleneksel Filistin yanlısı duruşu ile örtüşse de, Ankara’nın bölgede bağımsız bir aktör olarak hareket etme kabiliyetini sınırlayabilir.